<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erdem Keleş - Tarihten altın sayfalar</title>
	<atom:link href="http://www.erdemkeles.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erdemkeles.com</link>
	<description>Tarihten altın sayfalar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Jan 2011 22:33:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Osmanlı İmparatorluğunda Bilim Ve Teknik</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugunda-bilim-ve-teknik.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugunda-bilim-ve-teknik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Dec 2010 14:05:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ali kuşcu]]></category>
		<category><![CDATA[Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[evliya çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Gıyaseddin Çemşid]]></category>
		<category><![CDATA[katip çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[marifetname]]></category>
		<category><![CDATA[Mirim Çelebi]]></category>
		<category><![CDATA[Molla Lütfi]]></category>
		<category><![CDATA[Müneccimbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorluğunda bilim ve teknik]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Devleti kurulduğu an Anadolu'daki Selçuklu kültür maneviyatının mirasçısı olmuş, mevcut medreseler vediğer kurumların sürekliliğini gün geçtikçe arttırmıştır.


Osmanlı'lar İslâm medeniyeti içerisinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir düzen kurmuşlardır. Osmanlı'lardan önce Selçuklular döneminde, daha eski devirlerde gerek İran'da gerek Anadolu'da ilim kurumları ve bu kurumları oluşturan bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu andan itibaren bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti kurulduğu an Anadolu&#8217;daki Selçuklu kültür maneviyatının mirasçısı olmuş, mevcut medreseler vediğer kurumların sürekliliğini gün geçtikçe arttırmıştır.<br />
Osmanlı&#8217;lar İslâm medeniyeti içerisinde kendilerine göre belirli özelliği olan bir düzen kurmuşlardır. Osmanlı&#8217;lardan önce Selçuklular döneminde, daha eski devirlerde gerek İran&#8217;da gerek Anadolu&#8217;da ilim kurumları ve bu kurumları oluşturan bilginler vardı. Osmanlı Devleti kurulduğu andan itibaren bu kurumlar, hocalar, öğrencileri ile birlikte, yavaş yavaş bu yeni devlete geçmiştir.<span id="more-247"></span></p>
<p>Kuruluş devrinin niteliklerinden biri bilimsel konuların öngörüldüğü kurumların meydana çıkması, diğeri bilim dallarından bazı eserlerin yazılması ve pozitif bilimlerde temel eğilimlerin başlamasıdır. Osmanlı tarihinde müspet ilimlerin başlangıcı için kronolojik bir tarih bulmak gerekir ki o da Osmanlı ülkesinde, Orhan Bey zamanında açılan İznik Medresesinin kuruluş tarihi olabilir. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi Davud Bin Mahmudür- Rumiyyül Kayseri ‘dir.</p>
<p>Osmanlı Devletinin ilk yıllarında XIV y.y.da ilk bilimsel eserlerden birinin bir uygulamalı botanik yani tıbbî bitkiler kitabı, çevirisidir. Tabiplikte kullanılan bitkiler ve bazı hayvanî ürünler alfabetik sırasına konulduğu gibi bazı otların, Osmanlıca isimleri yanına latince isimleri de yazılmış olduğundan tıp tarihi incelemeleri için ışık tutan bir eserdir.</p>
<p>XIV. y.y. da müsbet ilimler alanında önemli bir kişi dikkati çekiyor ki, Bursa da doğan bu zat tam adıyla Musa Paşa bin Mahmud bin Mehmed Salâhaddin diye anılan ve daha ziyade babasının görevi dolayısıyla Kadizade-i Rûmi adıyla ün kazanmış olan Türk matematikçisi ve astronomudur. Kadızade&#8217;nin en orjinal eseri Gıyaseddin Çemşid&#8217;in kitabına yazdığı şerhdir. Bu şerh’de, Kadızade bir derecelik yay sinüsünün hesabı usûlünü yazardan daha iyi ve daha basit bir şekle sokmuştur. O zaman ki Doğu dünyasında kendisine karşı büyük bir ilgi bulan Kadızade, tahsilini Horasan ve Türkistan&#8217;da tamamladıktan sonra asıl memleketine dönmüş olsaydı, Osmanlı ülkesinde müspet ilimlerin daha canlı bir gidiş almış olacağı tahmin edilebilirdi.</p>
<p>Bilimsel gelişme açısından hekimlik her zaman için en önemli konulardan biri olmuştur. Osmanlı hekimliği İslâm hekimliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. Osmanlı&#8217;larda ilk bilimsel sağlık kuruluşları Yıldırım Bayezid döneminde kurulmuştur. Bu dönemin ilginç sosyal kurumlarından biri de Edirne Cüzzamhanesidir.</p>
<p>Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı dünyasında evreni, canlısı, yeri, göğü, yani bütünü ile derleyen Türkçe ansiklopedik eserlere ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Ençok hayvan ve bitkilerden bahseden bu gibi ansiklopedik eserlere Osmanlı Padişahları rağbet göstermişler ve bu gibi eserlerin bir çoğunu Türkçe&#8217;ye tercüme ettirmişlerdir.</p>
<p>Bu devirde tıptan başka ilimlerde yazılmış eserlere o kadar çok rastlanmaz, ancak bazı bilim adamlarının tıptan başka bilimlerde yazdığı eserler de mevcuttur. Hüsameddin Tokadî adında bir zat gökkuşağı üzerine bir kitap yazmış, ayrıca II. Murad döneminde yaşayıp Fatih&#8217;in ilk senelerinde vefat eden Fethullah Şirvanî kelam ve mantıktan başka astronomi ve matematik okutmuş ve bu suretle Batı Türklerinde yüksek matematik ve astronomi eğitimi başlamış oldu. Böylece Osmanlı padişahları Anadolu’da oluşan ortak kültür zemini içinde bilim ve sanat koruyucusu yapısını saklamış böylece üstün bir kültür, sanat ve bilim ortamı oluşumunu sağlamayı başarmıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih&#8217;in tahta çıktığı tarihe kadar, Osmanlı&#8217;larda müspet ilimler sahasında özellikle tıpta ve matematikte belirli bir gelişim yaşamıştır. Bununla birlikte Fatih&#8217;in tahta çıkmasıyla beraber, müspet ilimlerin ve ilmi düşünüşün Osmanlı Türklerinde hızla geliştiğine şahit olmaktayız.</p>
<p>Fatih&#8217;in ilme olan hizmetlerine şahitlik eden en önemli eser hiç şüphesiz, camiler etrafına yaptırdığı medreselerdir. Kaynaklarda, camiler etrafında Medaris-i Semaniye adıyla 8 medrese ve her medresenin arkasında da daha küçük tetimme denilen başka 8 medrese yapılmış olduğu yazılıdır.</p>
<p>Fetihten hemen sonraki günlerde ilk medrese eğitimi Ayasofya&#8217;da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.</p>
<p>Fatih döneminde müspet ilimler alanında yetişen bilginler ve eserleri şöyle sıralanabilir.</p>
<p><strong>Ali Kuşçu;</strong> Matematik ve astronomi alanında Risale Fil-Hey&#8217;e, Farsça yazdığı risalesi Risâle Fi&#8217;l Hisab. Yine Uluğ Bey Zic&#8217;ine yazdığı şerh. Bu şerh yüksek matematik teorilerinin ispatı bakımından çok önemlidir. Ayrıca Ali Kuşçu 1473 yılında Fatih Camiine bir güneş saati yapmıştır. Bu dikey bir güneş saatidir.</p>
<p>Fatih zamanında fıkıh ve kelam ulemasının da tabii ve fiziki ilimlere ilgi gösterdiklerini biliyoruz. Bu devrin ünlü bilginlerinden Hocazêde yazdığı eserinde; eski fiziğin, tabii cisimlerdeki hareket, sükun ve meyil gibi özelliklerini açıkladıkladıktan sonra, ışık ışınlarını ve gökkuşağını ve başka gök olaylarını anlatır. Bu devrin, Osmanlı Türkiye&#8217;sinin en ileri gelen astronomi ve matematikçisi Mirim Çelebi’dir.</p>
<p>Fatih&#8217;in ölümünden sonra II. Bayezid döneminde de bilimsel hareket belirli bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde Tokatlı Molla Lütfi ve onun hocası Sinan Paşa, matematik ve astronomi üzerinde çalışmışlardır. Bunlardan Molla Lütfi yüz kadar ilmin isim ve konularını gösterir bir eser yazmıştır.</p>
<p>Genel olarak baktığımız zaman XVI. yy. da sağlık kuruluşlarının çokluğu dikkat çeker. Osmanlı’da müsbet ilimlerde, özellikle tıp alanında çok bilgili hekimler yetişmiş ve bunlar yetkin eserler vermişlerdir. XVI.yy. da Müneccimbaşı Mehmed bin Ahmed&#8217;in ısrarıyla İstanbul&#8217;da bir rasathane yaptırılmıştır.</p>
<p><strong>Teknolojik Gelişim:</strong> Bir toplumun belirli bir medeniyet düzeyine erişmesi teknolojik gelişme olmadan gerçekleşemez. Osmanlı İmparatorluğu’nda teknolojik gelişim ve kurumlaşma XV. yy.da ve XVI yy sonuna kadar hızlı bir gelişme göstermiş, sonra duraklama ve gerileme dönemi başlamıştır.</p>
<p>Topçuluğun ayrıntılı olarak incelenmesi, Osmanlı bilim tarihi açısından da büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Osmanlı&#8217;lar, devletlerini kurduktan kısa bir süre sonra topla tanışmışlar ve sonuna kadar da bu ateşli silaha önem vermişlerdir. Osmanlı&#8217;larda topun ilk kez I. Kosova Savaşında kullanıldığı ileri sürülmüştür.</p>
<p>Bu tarihten 40 yıl sonra 1439 da Belgrad muhasara edildiğinde Osmanlı&#8217;ların topları artık kale dövmekte ve yıkabilmektedir. Benzer şekilde gemi batırabilmektedir. Yani tahrip gücü arttırılmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul&#8217;un fethi için topa büyük önem vermiş ve topçuluğun gelişmesine, yerli yabancı uzmanlardan yararlanarak ve hatta bizzat kendisi adeta bir balistikçi gibi kafa yorarak büyük katkılarda bulunmuştur. Ateşli silahlar içinde XV.yy ortalarından itibaren tüfek de kullanılmıştır.</p>
<p>Teknoloji uygulamasının temel maddesi hiç kuşkusuz madendir. Osmanlı&#8217;lar maden teknolojisinin gelişme durumundan haberdardırlar.</p>
<p>Donanmanın gelişimini ve ihtiyacını karşılamak için tersaneler yaptırılmıştır.</p>
<p>Bu dönemde de tıp ilminde, yeni eserler hatta tıp lügatı yazıldığı görülmektedir. Bununla birlikte İznik&#8217;li Ömer bin Sinan’ın kimya ve tabiat kanunlarını incelediği Kitab-ı Künuz-ı Hayatü&#8217;l-insan ve Kãnun-ı Etibba-i Feylesofan adlı kitabı bulmaktadır. Bu kitap iki makaleden oluşmaktadır. Birinci makale tabiat felsefesine aittir ve türlerin ortaya çıkışı ile başlar. İkinci makalede ise Arap, Acem, Rum ve Efrenc&#8217;den usta hekimlerin seçkin kitaplarından tercüme edilmiş olan ve faydalı olduğu bilinen müfred ve mürekkep devaları içermektedir.</p>
<p>III. Ahmed&#8217;in Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz Mehmet Çelebi&#8217;yi Fransa&#8217;ya elçi olarak göndermiş, babasıyla Paris&#8217;e giden Said Çelebi yurda dönüşünde matbaanın önemi hakkında fikir ve düşüncelerini açıklamıştır. Diğer yandan Osmanlı&#8217;lara esir düşmüş olan Macarlı bir genç İslâmlığı kabul ederek İbrahim ismini almış, bu genç de matbaayı Osmanlıya kazandırmak için Damat İbrahim&#8217;e mektup yazmıştır. Bu çabalar sonuç vermiş ve ilk Osmanlı Matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur. Bu matbaanın bastığı ilk kitaplar arasında tıp ve bilimsel araştırmalarla alakalı risaleler yer almaktadır.</p>
<p>XVIII yüzyıldaki aydınlanma hareketinde ilginç kişilerden biri Yanyalı Mehmed Esad efendidir. Esad Efendinin pek çok kitabı vardır, ancak en önemlisi Aristo&#8217;nun fizik kitabının ilk üç bölümünün tercümesidir. Bu eseri sadece bir çeviri saymak yerine, çeviri ve açıklama olarak saymak daha doğrudur. Çünkü kitaba bir çok açıklamalar da ilave edilmiştir.</p>
<p>Bu dönemde kendisinden çokça bahsettiren kişilerden biri de Katip Çelebi&#8217;dir. Katip Çelebi döneminin durgunlaşmış havası içinde Osmanlı toplumuna büyük atılımlar yaptırmayı düşünmüş bir aydın, pozitif bilimin değerini ortaya koymuş, dönemin anlayışının dar sınırları içinde kalmayarak dünyanın yuvarlak olduğuna dair ispatlar arayan ve Batı&#8217;daki astronomi araştırmaları üzerine yazılan eserleri çevirmek isteyen bir kişidir. Dolayısıyla Katip Çelebi döneminin şartlarını aşan bir bilim dünyasının ilk oluşturucularından biri olarak kabul edilir.</p>
<p>Yine aynı yüzyılda Katip Çelebi&#8217;den hemen sonra yaşamış olan ilginç bir ansiklopedik bilgin de Hezarfen Hüseyin Efendidir. Hüseyin Efendi, uçma denemeleri ile dikkat çeker. Bu yy.ın ikinci yarısında Erzurumlu İbrahim Hakkı dikkati çeken bir başka şahsiyettir. Pozitif bilimlerle astronomiye merakı olan bir bilgin ve şeyh olarak bilim dünyasında ilginç yeri vardır. 38 eser yazmıştır. En önemlisi Marifetname’dir.</p>
<p>Bu devir hakkında bilimsel açıdan bir değerlendirme yaptığımız zaman siyasal ortamın değişmesiyle birlikte bir duraklama, kurumların hızla bozulması ve çağın dışına kayma eğilimi belirgin bir hale geliyor. Devlet idarecileri bunun farkına varıp tedbirler almak istemiş olmalarına rağmen, idarecilere çözüm önerileri getirmesi gereken İlmiye sınıfının yetersiz kalması, devletin kötü gidişatına ve yıkılışa doğru gidişine engel olunamıyor.</p>
<p>Bununla birlikte kötü gidişatı durdurmak için; başta Köprülüler olmak üzere, Fazıl Ahmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Şehid Ali Paşa, Nevşehirli İbrahim Paşa ve Hekimoğlu Ali Paşa gibi ilim ve düşünce hayranı vezirlerin, gerek malî gerekse kütüphane tesisi şeklindeki destekleriyle ortaya koydukları çabalar önemli sonuçların doğmasına sebeb olmuştur. Burada özellikle Nevşehirli Damad İbrahim&#8217;in teşviklerinin önemli rol oynadığı muhakkaktır.</p>
<p>Matbaanın kuruluşu, yabancı askerî heyetlerinde istifade etme gayreti, nihayet bir Mühendis Mektebi kurma isteği hep bu atılımın parçalarıdır. Eğer bu fikrî canlılık sürseydi elbetteki Osmanlı Devleti Batı karşısındaki subjektif tavrını çok erkenden değiştirecek ve Batı&#8217;da olup bitenleri iyice takip edip, buna karşı gerekli müspet tavrı takınacaktı ve Fransız İhtilalinin dünyayı kasıp kavurmasından önce yenileşme alanında önemli mesafeler alınabilecekti. Ve Osmanlı toplumu, henüz emperyalizmin müesseseleşmemiş olduğu bu dönemde Tanzimat sonrasının sıkıntısına düşmeyebilirdi. Diğer taraftan, eğer bu dönemdeki nisbî canlılık olmasaydı, yine bu devlet güçlü batı emperyalizmi karşısında 300 yıl daha direnemez ve kısa zamanda yıkılır giderdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugunda-bilim-ve-teknik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sovyetler Birliği Neden Dağıldı ?</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/sovyetler-birligi-neden-dagildi.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/sovyetler-birligi-neden-dagildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Dec 2010 01:01:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bürokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[komünizm]]></category>
		<category><![CDATA[küba]]></category>
		<category><![CDATA[laos]]></category>
		<category><![CDATA[mao]]></category>
		<category><![CDATA[marks]]></category>
		<category><![CDATA[marksist]]></category>
		<category><![CDATA[mihail gorbaçov]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetler birliği]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetler birliği neden dağıldı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=245</guid>
		<description><![CDATA[Mihail Gorbaçov 1985 senesinde Sovyetler Birliği’nin lideri pozisyonuna geçti ve yeniden yapılandırma fikri ile otorite kontrolünü en az seviyeye indirdi. Polonya, Doğu Almanya, Çekoslavakya, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan Komünist otoriteden 1990 senesinde ayrılmak istediklerinde Sovyetler Birliği onlara müdahale etmedi. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin kendiside parçalandı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mihail Gorbaçov 1985 senesinde Sovyetler Birliği’nin lideri pozisyonuna geçti ve yeniden yapılandırma fikri ile otorite kontrolünü en az seviyeye indirdi. Polonya, Doğu Almanya, Çekoslavakya, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan Komünist otoriteden 1990 senesinde ayrılmak istediklerinde Sovyetler Birliği onlara müdahale etmedi. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin kendiside parçalandı.<span id="more-245"></span></p>
<p>21. asrın başıyla beraber, Komünist fırkalar Çin, Küba, Laos, Kuzey Kore ve Vietnam’da iktidarlardı. Moldova’nın devlet başkanı Vladimir Voronin Moldova Komünist Partisi’nin üyesi olmakla beraber devlet tek parti önderliğinde yönetilmiyordu. Bununla beraber Çin, Maocu mirasın birçok bakış açısını yeniden değerlendirdi. Çin, iktisatta büyümeyi çoğaltmak için devlet kontrolünü asgari düzene indirdi. Komünist partiler ya da onların takipçileri, birçok Avrupa ülkesinde ve özellikle de Hindistan’da siyasi olarak hala değerlerini koruyorlardı.</p>
<p>Doğu Avrupa ülkelerinde komünist devrimlerin ardından sosyalizmin neden başarılı olamadığına dair Marksist teoriler, kapitalist dış ülkelerin baskıcı tutumu, devrimlerin gerçekleştiği ülkelerin görece az gelişmiş olması ve devleti kendi menfaatleri doğrultusunda yöneten yeni bir bürokratik tabaka ya da sınıfın oluşması gibi etkenler üzerinde durmaktadır. Sovyetler Birliği’ne ve Sovyet sistemine yönelik Marksist tenkitler, Sosyalist devletlerin “devlet kapitalizmi” ya da bürokratik diktatörlük haline geldiğini ve Sovyet sisteminin Marx’ın komünist fikrinden çok uzağa düştüğünü söylemektedir. Devletin ve partinin bürokratik seçkinlerinin ağır bir şekilde merkezileşmiş ve baskıcı bir politik araç haline gelmiş, gerçekte bürokrasinin sınıflı sisteme özgü bir sınıfmış gibi hareket etmeye başladığı fikri öne sürülmektedir..</p>
<p>Marksist olmayanlar ise devlet kapitalizmi terimini Komünist Parti tarafından yönetilen tüm topluluklar ve böyle ulus-devletler oluşturma niyetinde olan herhangi bir parti için kullanırlar. Sosyal bilimlerde, Komünist Partiler tarafından yönetilen topluluklar tek partili yönetimlerinden ve sosyalist ekonomi tabanlarından dolayı ayrı tutulurlar. Antikomünistler böyle toplumlar için totaliterlik terimini kullansalar da, birçok sosyal bilimci böyle devletlerde bağımsız siyasi faaliyetler yürütmenin imkanlarını tanımlamışlar ve bunun gelişimini 1980 ler ve 90 ların başında Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki müttefiklerinin dağılmasından sonrasına kadar vurgulamışlardır. Kaldı ki, zaten Marx&#8217;a göre yeniden yapılanma diktatörlüğü, komünizm aşamasına ulaşmak için geçilmesi gereken bir aşamadır. Dolayısı ile burjuva düzenlerinde olduğu gibi çok partili bir sistem kurulması zaten mümkün değildir. Bazı komünistler, sosyalist bir yönetimin totaliter bir yönetime dönüşmesinin, ancak halkın yönetime katılmasının engellenmesi ile olabileceğini savunmaktadırlar.</p>
<p>Bugün Marksistler ve anarşistler dünyanın pek çok bölgesinde faaliyettelerdir.Latin Amerika&#8217;da marxsizm gelişmiştir. Bugün, Küba,Venezuella,Bolivya,Çin,Kuzey Kore,Laos,Vietnam,Moldova ve Nikaragua sosyalist ve komünist partilerin iktidarlarıyla yönetilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/sovyetler-birligi-neden-dagildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hedef  Türkiye</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/hedef-turkiye.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/hedef-turkiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Nov 2010 14:55:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[amerika]]></category>
		<category><![CDATA[arjantin]]></category>
		<category><![CDATA[bağımsız]]></category>
		<category><![CDATA[bosna hersek]]></category>
		<category><![CDATA[büyük israil]]></category>
		<category><![CDATA[büyük ortadoğu projesi]]></category>
		<category><![CDATA[çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[çin halk cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[doğu türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik ambargo]]></category>
		<category><![CDATA[filistin]]></category>
		<category><![CDATA[füze kalkanı]]></category>
		<category><![CDATA[habil kabil]]></category>
		<category><![CDATA[hedef türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ırak]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[kosova]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[stratejik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Konunun başlığı sanırım biraz ürkütücü. Bunun birçok nedeni var. Aslında birçok neden sayabiliriz. En başta bulunduğu stratejik konum gereği birçok alevli tartışmanın ve projelerin hedefi olabiliyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya da kavga ve gürültü insanlık tarihiyle yaşıt. İlk kavgalar bu bölgede yaşanmış. İlk kardeş katli ve cinayet bu bölgede vuku bulmuştur. Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi bu topraklarda yaşanmıştır. Ayrıca Dünya’nın en büyük güç kaynakları bu bölgededir. Dünya’nın öbür ucundaki insanlar için burası muazzam bir hazinedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konunun başlığı sanırım biraz ürkütücü. Bunun birçok nedeni var. Aslında birçok neden sayabiliriz. En başta bulunduğu stratejik konum gereği birçok alevli tartışmanın ve projelerin hedefi olabiliyor. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya da kavga ve gürültü insanlık tarihiyle yaşıt. İlk kavgalar bu bölgede yaşanmış. İlk kardeş katli ve cinayet bu bölgede vuku bulmuştur. Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesi bu topraklarda yaşanmıştır. Ayrıca Dünya’nın en büyük güç kaynakları bu bölgededir. Dünya’nın öbür ucundaki insanlar için burası muazzam bir hazinedir. Herkes bu pastadan en büyük payı alma yarışında. Onun için yüzyıllardır bu bölge istila ediliyor. Bu istilalar sadece yakın tarihe dayanmıyor. Bundan yüzyıllar önce haçlı seferleriyle talan edilen topraklar şimdide büyük bir çıkar çatışmasına ev sahipliği yapıyor. Daha önceleri sadece dini bakımdan saldırıya uğrayan bölge şimdi ekonomik ambargonun ve saldırının çekim merkezi konumunda. Ayrıca bu bölgede çok büyük baş belalarının ortalığı karıştırdığı da yadsınamaz bir gerçek. Bir yandan Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi, bir yanda küçük kardeşi İsrail’in Büyük İsrail projesi, bir yanda Rusya’nın İslam ülkelerini kıskaç a almak istemesi bu gerginliklerin artmasına yetiyor ve artıyor bile.</p>
<p>Bu bölgenin değerlerini anlatmaya kalksak ciltler dolusu kitaplar yazmamız gerekir. En küçük bir örnek verecek olursak, Kuzey Irak’ta 2009 yılının son çeyreğinde görüntülenen ve deşifre olan Arjantin gizli servis örgütünün ajanları bu toprakların ne kadar değerli olduğunu ve tam Dünya’nın öbür ucundaki çokta fazla gelişememiş bir ülkenin bu topraklardaki çıkar çatışmasında yerini almış olduğunu apaçık göstermektedir.</p>
<p>Orta doğu da bazı hedef ülkeler vardır. Bu ülkeler Dünya kamuoyunda apaçık düşman ilan edilirler. Örnek verecek olursak İran, Irak, Suriye ve Filistin’i sayabiliriz. Bu ülkeler İran hariç sindirilmiş ve bezdirilmiş durumdalar. Birde madalyonun öbür yüzünde gizli hedeflerin olduğu ülkeler vardır. Bu ülkelerin en başında mensubu olmaktan şeref duyduğumuz Türkiye var. Peki neden hedef Türkiye ?</p>
<p>Şu yadsınamayacak bir gerçektir. Türkiye şu anda bölgenin en güçlü ülkesidir. Bir diğer hususta şudur ki İslam Dünya’sının en güçlü ülkesi de Türkiye’dir. Gerek milli ve manevi gücüyle gerek askeri gücüyle bölgede Türkiye’den habersiz veya Türkiye’yi içine katmayacak herhangi bir olgu düşünülemez. İşte dananın kuyruğunun koptuğu nokta burası. Emperyalist devletler hem Türkiye’yi planları içinde istemiyorlar. Hem de Türkiye’yi plan dışına itemiyorlar. Onlar için Türkiye ya  kendi saflarında olmalı, yada Türkiye yok olmalı , planları bu.</p>
<p>Ayrıca kuyruk acıları var bu kan emicilerin. Çünkü Türkiye tüm İslam Dünya’sının koruyucusu. Rusya’nın en büyük korkusu Kafkasya. Peki Kafkasya’da kim var Çeçenler. Peki Çeçenlerin bu haklı direnişindeki en büyük manevi ve maddi destekçisi kim ? Tabi ki Türkiye. İsrail’in en büyük korkusu Filistin. Filistin’in haklı direnişinde en büyük destekçisi kim ? Tabi ki Türkiye. Amerika’nın en büyük korkusu İran ve Afganistan. Füze kalkanı konusunda İran’a en büyük destek Türkiye’den geldi. Ayrıca Afganistan’daki Mehmetçikler Afgan halkına Amerika korkusunu dizginletmeyi öğrettiler.Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük korkusu Doğu Türkistan. Peki Doğu Türkistan’ın en büyük destekçisi kim ? Cevap Türkiye. Balkan devletlerinin en büyük korkusu Bosna –hersek ve Kosova. En büyük destekçileri yine Türkiye. Dikkatinizi çekerim şu an Kosova bağımsız bir devlet. Bundan 10 yıl önce Kosova bağımsızlık kazanacak dense buna kargalar bile gülerdi. Şimdi bunlar gerçek.</p>
<p>Yukarıda sıraladığımız olgular zannedersem bize yazının başlığındaki sorunun cevabını veriyor. Merak ediyorum hala neden Hedef Türkiye diyeniniz var mı ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/hedef-turkiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Fethi Video</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/istanbulun-fethi-video.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/istanbulun-fethi-video.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Oct 2010 21:30:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmed han]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul'un fethi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=226</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul'un Fethi hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;un Fethi hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. <span id="more-226"></span></p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="383" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/video/xfgweb_ystanbul-un-fethi-hic-bu-kadar-guzel-anlatylmamyyty_shortfilms?additionalInfos=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="383" src="http://www.dailymotion.com/swf/video/xfgweb_ystanbul-un-fethi-hic-bu-kadar-guzel-anlatylmamyyty_shortfilms?additionalInfos=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/video/xfgweb_ystanbul-un-fethi-hic-bu-kadar-guzel-anlatylmamyyty_shortfilms">İstanbul&#8217;un Fethi hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı</a></strong><br />
<em>Yükleyen <a href="http://www.dailymotion.com/erdemkeles">erdemkeles</a>. &#8211; <a href="http://www.dailymotion.com/tr/channel/shortfilms">Tüm sezonlar ve tüm bölümler</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/istanbulun-fethi-video.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokrasi Kahramanı Adnan Menderes</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/demokrasi-kahramani-adnan-menderes.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/demokrasi-kahramani-adnan-menderes.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Sep 2010 20:35:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[1960]]></category>
		<category><![CDATA[27 mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[adnan menderes]]></category>
		<category><![CDATA[ali fethi okyar]]></category>
		<category><![CDATA[antidemokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[celal bayar]]></category>
		<category><![CDATA[cemal gürsel]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[demokrat parti]]></category>
		<category><![CDATA[fatin rüştü zorlu]]></category>
		<category><![CDATA[fuat köprülü]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim ethem efendi]]></category>
		<category><![CDATA[kara leke]]></category>
		<category><![CDATA[mebus]]></category>
		<category><![CDATA[milli birlik komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[refik koraltan]]></category>
		<category><![CDATA[serbest cumhuriyet fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[yassıada]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek adalet divanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=218</guid>
		<description><![CDATA[1899 yılında Aydın ilinde Dünya’ya geldi. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Efendi, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır.Anne ve babasını küçükken kaybetti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1899 yılında Aydın ilinde Dünya’ya geldi. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Efendi, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım’dır.Anne ve babasını küçükken kaybetti. Anneannesi Trafından büyütüldü. Öğrenim hayatına İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde sürdüren Menderes, Kızılçulu Amerikan Koleji’nde öğrenim görürken misyonerlerle başı belaya girdiği için, çeşitli makamlara müracaat etti. Müracaat ettiği bir birimin başında Celal Bayar vardı. Bayar’la böyle münasebet kurmuş oldu.</p>
<p>Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Menderes, Birinci Dünya Harbi sırasında yedeksubay olarak askerliğini icra etti. Aydın’da bazı dostlarıyla birlikte Ayyıldız Çetesi’ni kurdu. Daha sonra Söke’de Piyade Alay Yaveri olarak harbe katıldı. Savaştan sonra İstiklal Madalyası kazandı.</p>
<p>Ali Fethi Okyar tarafından 1930 senesinde kurulan ancak kısa sürede kapatılan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Aydın Teşkilatı&#8217;nı kurarak başkanı oldu. Bu fırka kapatılınca CHP’ye girdi ve 1931 senesinde bu fırkadan Aydın Mebusu seçildi.</p>
<p>1945 yılına kadar TBMM’de komisyon raportörlüğü görevini icra eden  Menderes, o sene Saraçoğlu Hükümeti’nin getirdiği Toprak Kanunu Yasasını şiddetle reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten ötürü, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile beraber CHP Disiplin Kurulu tarafından 12 Haziran 1945’te ihraç edildiler.</p>
<p>Celal Bayar da hem partiden hem de milletvekilliğinden istifa etti. Bu davranışlar Demokrat Parti’nin 7 Ocak 1946’da kurulmasına vesile oldu. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti’den Kütahya Mebusu olarak meclise girdi. Bayar’dan sonra ikinci adam durumuna geldi.</p>
<p>14 mayıs 1950 seçimlerinde DP oyların 53,5’ini alarak iktidara geldi. 10 yıllık DP iktidarının tek Başbakanı oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarda bulunduğu sürece 5 hükümet kurdu. Bu 10 yıllık zaman zarfı içinde Türkiye’nin iç ve dış politikasında büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme müdahalesi başladı, köye makine girdi, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma hamlesiyle tanıştı.</p>
<p>27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbeyle haksız ve antidemokratik olarak iktidardan indirildi. Yassıada’ya hapsedildi. Milli Birlik Komitesi tarafından kurulan Yüksek Adalet Divanı’nca infaza mahkum edildi. Yassıada&#8217;da tutuklu kaldığı  sırada çeşitli işkencelere maruz kalmıştır. Bu olay Türk demokrası tarihinde kara bir leke olarak tarihe geçmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/demokrasi-kahramani-adnan-menderes.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı Hanedanı Video</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/osmanli-hanedani-video.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/osmanli-hanedani-video.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 17:27:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[hanedan]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı Hanedanının anlatıldığı belgesel çalışması.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Hanedanının anlatıldığı belgesel çalışması.<span id="more-140"></span></p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5236705062877508589&amp;hl=en&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5236705062877508589&amp;hl=en&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/osmanli-hanedani-video.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;yı cihan devleti yapan 150 sır</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/osmanliyi-cihan-devleti-yapan-150-sir.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/osmanliyi-cihan-devleti-yapan-150-sir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 16:19:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[halil inalcık]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[padişah]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Eğitimci-yazar Ali Karaçam, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel ve dini alanlarda yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkardığı, Osmanlı Devleti'nin, üç kıtaya yayılarak güçlü bir devlet olmasındaki sırlarını, 'Osmanlı'yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır' kitabında topladı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimci-yazar Ali Karaçam, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel ve dini alanlarda yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkardığı, Osmanlı Devleti&#8217;nin, üç kıtaya yayılarak güçlü bir devlet olmasındaki sırlarını, &#8216;Osmanlı&#8217;yı Cihan Devleti Yapan 150 Sır&#8217; kitabında topladı.</p>
<p>Tarih eğitimi de alan Karaçam, toplum olarak Osmanlı tarihinin genel olarak siyasi, kültür, toplumsal yapısının ve medeniyet yönlerinin bilinmediğini belirtti.</p>
<p>Okullarda daha çok savaşların veya antlaşmaların öğretildiğini dile getiren Karaçam, Osmanlı&#8217;nın 60 farklı etnik grubu hoşgörü çerçevesinde yüzyıllarca bünyesinde barındırdığını, bunun doğru bir şekilde anlaşılması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Karaçam, bu amaçla, tarih alanında önemli çalışmalar yapan Halil İnalcık, Yusuf Halaçoğlu, İlber Ortaylı ve birçok tarihçinin kitabını okuduğunu ve harmanladığı bilgiyle böyle bir kitap yazmaya karar verdiğini ifade ederek, kitaptaki daha çok Osmanlı&#8217;nın büyük bir devlet olmasındaki sosyal, siyasal, dini ve kültürel sırları, açıklamalar ve anekdotlarla vermeye çalıştığını bildirdi.</p>
<p>Ali Karaçam, &#8216;Osmanlının üç kıtaya yayılarak güçlü bir devlet olmasındaki en önemli sır, himayesi altındaki etnik unsurlara hoşgörü çerçevesinde davranması ve onların dini özgürlüklerini kısıtlamamasıdır&#8217; dedi.</p>
<p>Karaçam, kitapta, &#8216;Osmanlı devlet yönetimi&#8217;, &#8216;Osmanlı toplumu&#8217;, &#8216;Osmanlı ekonomisi&#8217;, &#8216;Osmanlı&#8217;da kültür ve sanat&#8217; ile &#8216;Osmanlı&#8217;da eğitim ve öğretim&#8217; bölümlerinin yer aldığını kaydetti.</p>
<p><strong>PADİŞAH İSTEDİĞİNİ YAPAMAZDI</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın, klasik döneminde çeşitli soylardan gelen ve farklı inanç sistemlerine mensup insanların, barış içinde bir arada yaşamasının başarıldığı ve bu toplum düzenine ve barışına, &#8216;Nizam-ı Alem&#8217; adının verildiği anımsatılan kitapta, bütün Osmanlı yöneticilerinin bu ideal uğrunda fetihler yaptığı, zaferler kazandığı, Müslim ve gayrimüslim ayrımı yapmadan insanların uzun süre huzur içinde yaşadığı anlatılıyor.</p>
<p>Osmanlı yöneticilerinde, &#8216;Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim&#8217; düşüncesinin hakim olduğu, &#8216;İlayı Kelimetullah&#8217; yani &#8216;Allah&#8217;ın adını yeryüzüne yayma davası&#8217; uğruna üç kıtaya yayılma mücadelesi verildiği aktarılan kitapta, &#8216;ufuk gibi, yaklaştıkça uzaklaşan mekanın söz konusu olmadığı&#8217;, bir ideal olan &#8216;Kızıl Elma&#8217;nın Osmanlı&#8217;nın &#8216;motor gücünü&#8217; oluşturduğu kaydediliyor.</p>
<p>Kitapta, padişahların günlük faaliyetlerinin programlı olduğu, genellikle üç saatin ibadet ve Kur&#8217;an-ı Kerim, iki saatin tarih ve benzeri kitaplar okumaya, altı saatin ülke sorunlarını yardımcı ve danışmanlarla görüşmeye, dört saatin gezmeye ve avlanmaya, dokuz saatin ise ailesiyle beraber olmaya ve dinlenmeye ayrıldığı ifade ediliyor.</p>
<p>Vatandaşın, padişahın yersiz bulduğu iradesine karşı çıkabildiği, padişahın hukuku çiğneyemediği, hiç kimsenin görevine müdahale edemediği belirtilen kitapta, şöyle bir anektoda yer veriliyor:</p>
<p>&#8217;1812&#8242;de 2. Mahmud, bir ramazan gecesi sesini çok beğendiği bir imamın, Beylerbeyi Camisi&#8217;nde teravih namazını kıldırmasını ister. Bu durum sarayın yüksek dereceli memuru olan silahtar ağa tarafından caminin imamına iletilir. Cami imamı, &#8216;Buranın imamlığı görevinde bulunduğum sürece, benden başka kimse namaz kıldıramaz&#8217; diyerek padişahın isteğini reddeder.&#8217;</p>
<p>Padişahların sanatta halka örnek olmasının, tarihe önem vermesinin, kibirli olmamasının, devletin işleyişinin bir disiplin çerçevesinde yürümesinin, bürokratların seçiminde hassas davranılmasının, devlet kadrolarının uzmanlardan oluşmasının, padişahların ordunun başında bulunmasının, emeklilikte de hizmete devam edilmesinin, padişahların tebdil-i kıyafetle denetim yapmasının, Osmanlı&#8217;nın yönetim sırları arasında olduğu anlatılan kitapta, Osmanlı&#8217;nın çok geniş bir alana yayılması nedeniyle, idari yönden bazı ayrıcalıklara sahip bulunan sancak ve eyaletler bulunduğuna yer veriliyor.</p>
<p>Kitapta, sadrazamlarla vezirlerin, devlet işleriyle ilgili padişahlarla görüştükleri hususların gizli kalması için saraya zeki ancak &#8216;Bizeban&#8217; adı verilen işitme engellilerin alındığı belirtiliyor.<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>BEKARLAR İÇİN VAKIFLAR KURULURDU</strong></p>
<p>Osmanlı&#8217;nın toplumsal yaşamında, düzeni ve yönetim felsefesini, &#8216;Daire-i adliye&#8217;yi (adalet dairesi) hakkaniyet çemberinin oluşturduğu ifade edilen kitapta, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal yaşama katkısının büyük olduğu, sorunlu ailelerin pozitif düşüncelere yönlendirildiği, günlük yaşamda kibarlığın önemli bir değer olduğu, komşuların aileden biri olarak görüldüğü, toplumda inanç özgürlüğünün bulunduğu, hayvanları korumak için vakıfların kurulduğuna dikkat çekiliyor.</p>
<p>&#8216;Bekarları Evlendirme Vakıfları&#8217; aracılığıyla maddi durumu iyi olmayan bekar gençlere destek verildiği, bu şekilde toplumsal bir ihtiyacın giderilmeye çalışıldığı anlatılan kitapta, Osmanlı&#8217;nın toplumsal düzeni hakkında şu bilgilere yer veriliyor:</p>
<p>&#8216;Osmanlı&#8217;da yalancı şahitliği önlemek için çeşitli tedbirler alınmıştı. Yalancı şahitliği belirlenen kişi, kadının (hakim) emriyle muhzırlar (adli polis) tarafından uyuz bir eşeğe bindirilerek suçunu bağıran tellalın eşliğinde, caddelerde dolaştırılıp teşhir edildikten sonra serbest bırakılmaktaydı. Yalancı şahitliği tespit edilen, hayatının sonuna kadar şahitlik etme hakkını kaybederdi. Yalancı şahitlere, yapılan iş devlet güvenliğini sıkıntıya sokacaksa, hapis, padişahın şahsına zarar verecekse idam cezası verilmekteydi. Osmanlı&#8217;da ekonomik yaşamın kalbi olan çarşılar, esnafın çarşıda toplanmasının ardından dua okunarak açılırdı. Köylülerin, &#8216;avarız akçası vakfı&#8217; adı verilen ortak bir fonu vardı. Fonda biriken paradan, borç verilmesi sebebiyle bir ölçüde sosyal yakınlaşma sağlanıyordu. Osmanlı&#8217;da toplum hayatında kitabın önemli bir yeri vardı. Öyle ki hediyeleşme geleneğe dönüşmüştü. Padişah 4. Mehmed, Edirne&#8217;de oğlunun evlenmesi dolayısıyla yapılan düğünde, hediye olarak oğluna yüklü miktarda kitap vermişti.&#8217;</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed, Eyüp ve Ayasofya medreselerinde öğretmenlik okuyanlar için genel medreselerden farklı program öngörüldüğü, öğretmen adaylarına Arapça, edebiyat, dil bilgisi, matematik derslerinin yanı sıra tartışma kurallarının öğretildiği, adab-ı muhasebe ve usul-ü tedris dersleri de verildiğine dikkat çekilen kitapta, kahvehanelerin ise birer eğitim yuvası olduğu, vatandaşların kahvehanelerde, kitap okuduğu, satranç oynadığı, gazeller okuduğu, eğitim konularında sohbetler yapıldığı ifade ediliyor.</p>
<p><em>Kaynak: <a href="http://www.milligazete.com.tr/haber/osmanli-yi-cihan-devleti-yapan-150-sir-144779.htm" target="_blank"><strong>Milli Gazete</strong></a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/osmanliyi-cihan-devleti-yapan-150-sir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Barbaros Hayrettin Paşa</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/barbaros-hayrettin-pasa.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/barbaros-hayrettin-pasa.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Nov 2009 15:14:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[barbaros hayrettin paşa]]></category>
		<category><![CDATA[midilli]]></category>
		<category><![CDATA[oruç reis]]></category>
		<category><![CDATA[yavuz sultan selim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=135</guid>
		<description><![CDATA[Barbaros Hayreddin Paşa, 1478 yılında Midilli'de Dünya’ya gelmiştir. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli'nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile beraberdii. Gerçek adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin ünvanlarıyla bilinir. Avrupalılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç'a verdikleri "Barbarossa" adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Barbaros Hayreddin Paşa, 1478 yılında Midilli&#8217;de Dünya’ya gelmiştir. Aslen Vardar yenicesinden olan babası Yakup Ağa, bir Osmanlı sipahisiydi ve 1461 yılında Midilli&#8217;nin fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed ile beraberdii. Gerçek adı Hızır olduğu halde Barbaros ve Hayreddin ünvanlarıyla bilinir. Avrupalılar havuç rengine çalan kırmızı sakalından dolayı, ağabeyi Oruç&#8217;a verdikleri &#8220;Barbarossa&#8221; adını daha sonra Hızır içinde kullandıklarından Barbaros diye tanınmış, Hayreddin lakabını ise kendisine Yavuz Sultan Selim takmıştır.<span id="more-135"></span></p>
<p>Barbaros Hayreddin Paşa, kardeşleri İlyas ve Oruç ile beraber birçok deniz savaşında bulundu. Diğer kardeşi İshak ise Midilli&#8217;de kaldı. Barbaros Hayreddin Paşa, Cezayir seferine Oruç Reis ile birlikte çıktı. Cezayir&#8217;in fethedilmesinden sonra Oruç Reis, Cezayir&#8217;e Bey oldu. Barbaros Hayreedin Paşa, İshak ve Oruç Reis&#8217;ler şehit olunca Cezayir Beyliği&#8217;ne atandı. Beylerbeyi ünvanını alan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul&#8217;a gelip 1534 yılında Kaptan-ı Derya oldu.</p>
<p>Bir çok zafer kazanan Barbaros, Avrupa&#8217;da nam saldı. Avrupalılar çocuklarını Barbaros geliyor diye korkutur hale geldiler. 5 Temmuz 1546 tarihinde vefat eden Barbaros Hayreddin Paşa, sağlığında Beşiktaş&#8217;ta yaptırdığı medresenin yanındaki türbesine defnedildi. Onun ölümü için &#8220;Mate reisü&#8217;l-bahr-Denizin reisi öldü&#8221; denildi. Barbaros Hayreddin Paşa zamanında Osmanlı denizciliği gücünün zirvesine ulaşmış, onun mektebinde yetişen değerli denizciler ve teşkilatlı tersane sayesinde bu güç varlığını bir süre daha devam ettirmiştir.</p>
<p>Barbaros Hayreddin Paşa, alim ve cesur bir komutandı. İri yapılı ve kumral tenliydi. Saçı, sakalı, kaşları ve kirpikleri çok gürdü. Ömrü denizlerde geçtiğinden Rumca, Arapça, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca gibi Akdeniz dillerini çok iyi bilirdi. Çinili Hamam kendisine aittir. Oğulları Mehmed Paşa, Hasan Paşa ve Vali Paşa&#8217;dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/barbaros-hayrettin-pasa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sırpsındığı Savaşı</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/sirpsindigi-savasi.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/sirpsindigi-savasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 19:25:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[batı trakya]]></category>
		<category><![CDATA[filibe]]></category>
		<category><![CDATA[hacı ilbeyi]]></category>
		<category><![CDATA[lala şahin paşa]]></category>
		<category><![CDATA[meriç nehri]]></category>
		<category><![CDATA[sırpsındığı savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Sırp Sındığı Muharebesi 1364 senesinde, 22.000 kişilk Haçlı ordusunun, Osmanlı Devletini Balkanlardan'dan çıkartmak için başlattıkları bir harekattır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sırp Sındığı Muharebesi </strong>1364 senesinde, 22.000 kişilk Haçlı ordusunun, Osmanlı Devletini Balkanlardan&#8217;dan çıkartmak için başlattıkları bir harekattır.</p>
<p>Osmanlı Devleti Edirne&#8217;yi fethettiklerinde Bizans’tan Avrupa&#8217;ya giden stratejik ana yol kesilmişti. Türk göçmenler hızla Trakya&#8217;ya yerleşmeye başlamışlardı. Osmanlıların 1363’de Filibe (şimdi Plovdiv)&#8217;i ele geçirmeleri esnasındaa kaçan ve Sırbistan&#8217;a sığınan Bizans kumandanı Osmanlılar üzerine yürünmesini devamlı olarak telkinde bulunuyordu. Balkanlarda bulunan Hıristiyan devletler olan Macar ve Sırp kralıkları ile Eflâk ve Bosna prenslikleri birleşik olarak bir Haçlı seferi yapmaya karar verdiler ve Osmanlı devletine karşı ilk kez Haçlı ittifakı oluşturuldu.<span id="more-134"></span></p>
<p>1364 yılında Macar Kralı I. Lajos, Prilep bölgesinin Sırp kökenli beyi Vukašin Mrnjavčević, İvan Ugleşa, Eflak Prensi ve Bosna Prensi idaresindeki birliklerden oluşan 22.000 kişilik  bir Haçlı ordusu kurulup Macaristan Kralı Lajos komutasında Edirne üzerine gelmeye başladı.</p>
<p>Trakya&#8217;daki Osmanlı birlikleri Lala Şahin Paşa idaresinde olup 11.000&#8242;i geçmiyordu. Osmanlı hükümdarı olan Sultan Murad Karabiga kalesini ellerinde bulduran, kendilerini Anadolu&#8217;ya getirten Bizanslılara isyan etmiş Katalan Paralı Asker Birliği kalıntıları ile uğraşmaktaydı. Sultan Murad , Lala Şahin Paşa&#8217;ya Haçlı ordusunun ilerleyişini yavaşlatma emri vermişti. Lala Şahin Paşa ise Hacı İlbeyi emrine 10.000 kişilik akıncı birliği verip Haçlı ordusunun Meriç Nehri&#8217;ni geçişini durdurmakla görevlendirmişti.</p>
<p>Fakat Haçlı ordusu Meriç Nehrini İslimye&#8217;de geçmiş ve Edirne&#8217;ye iki günlük rahat yürüyüşle gidilebilecek mesafede olan bir mevkide Meriç Irmağı kıyısında kampa girmiş ve Edirne hemen ellerine geçeceğini umarak rahatlarına bakmaya düşmüşlerdi. 26 Eylül 1364 gecesi Hacı İlbeyi kumandasındaki daha çok hafif süvari, akıncı, şeklinde olan Osmanlı kuvvetleri gece karanlığından yararlanarak Meriç Irmağı&#8217;nı çevreleyen bataklıkları aşarak Haçlı kampına saldırdı. Bu gece saldırışını beklemeyen çoğu uykuda veya akşamki eğlenceleri dolayısıyla içkili olan Haçlı ittifakı askerlerinin çoğu geldikleri yola doğru kaçıp çekilmeye çalıştılar. Fakat bu geri çekilme bir paniğe dönüşdü. Birçoğu sel suları ile yüklü geniş ve derin Meriç Irmağı&#8217;nı yüzerek karşı tarafa geçmek isterken boğuldu. Binlerce boğulan Haçlı askerleri arasında Haçlı ordusu komutanlarından Prilep hükümdarı Valkaşin&#8217;de bulunuyordu.</p>
<p>Sırp Sındığı Savaşı&#8217;nın kazanılmasıyla, Edirne ve Batı Trakya, Osmanlı için daha güvenli hale geldi. Meriç Irmağı, Osmanlı kontrolüne geçti. Balkanlardaki Macar üstünlüğü kırıldı. Bulgaristan vergiye bağlandı. Osmanlı ilk kez Haçlı ordusunu yendi. Balkanlara geçiş kolaylaşmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/sirpsindigi-savasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnkar Edilen Kahraman; Sultan Vahdettin</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/inkar-edilen-kahraman-sultan-vahdettin.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/inkar-edilen-kahraman-sultan-vahdettin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 20:46:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cihannüma köşkü]]></category>
		<category><![CDATA[enver paşa]]></category>
		<category><![CDATA[malaya zırhlısı]]></category>
		<category><![CDATA[mondros mütarekesi]]></category>
		<category><![CDATA[san remo]]></category>
		<category><![CDATA[sevr antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[sultan vahdettin han]]></category>
		<category><![CDATA[talat paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Otuzaltıncı ve son Osmanlı Sultanı, yüzbirinci İslam halifesi Vahdettin Han hayatının son bölümlerini yokluk içinde geçirmiş, mecbur kaldığı kararlar almak zorunda kalmıştır. Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını yitirdiğinden, ağabeyi II. Abdülhamid’in himayesinde yetişti. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek iyi idi. 4 Temmuz 1918′de ağabeyi Sultan Reşad’ın öldüğü gün padişah ve halife oldu. Saltanata geldiğinde I. Dünya Savaşı’nın kötü sonuçları alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918′de Mondros mütarekesi imzalanarak, Birinci Dünya Savaşı yenilgimizile sona erdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otuzaltıncı ve son Osmanlı Sultanı, yüzbirinci İslam halifesi Vahdettin Han hayatının son bölümlerini yokluk içinde geçirmiş, mecbur kaldığı kararlar almak zorunda kalmıştır. Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını yitirdiğinden, ağabeyi II. Abdülhamid’in himayesinde yetişti. Çok zeki olup fıkıh bilgisinde pek iyi idi. 4 Temmuz 1918′de ağabeyi Sultan Reşad’ın öldüğü gün padişah ve halife oldu. Saltanata geldiğinde I. Dünya Savaşı’nın kötü sonuçları alınmak üzereydi. Nitekim 30 Ekim 1918′de Mondros mütarekesi imzalanarak, Birinci Dünya Savaşı yenilgimizile sona erdi. Vahideddin Han bu mütarekeye imza koyan delegeleri reddetti. Antlaşmadan hemen sonra Osmanlı Devleti’ni nedensiz yere harbe sokan, milyonlarca vatan evladını cephelerde eriten Talat, Enver ve Cemal paşalar yurt dışına kaçtılar.</p>
<p>İttihatçıların baskısından sıyrılan Sultan Vahideddin’in elinde ancak düşmanlara terk edilmiş bir devleti yönetmek kaldı.<span id="more-132"></span> İstanbul, 16 Mart 1920′de İtilaf devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir’e, İtalyanlar güney batıya, Fransızlar da Güney Anadolu’yu işgal ettiler. Vahideddin Han 11 Mayıs 1920′de düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgalini ihtiva eden Sevr antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı. Osmanlı ordusu tamamen lağvedildi. Medine muhafızı Fahri Paşa, on ikinci ordu kumandanı Ali İhsan Paşa ve harbiye nazırı Mersinli Cemal Paşa gibi değerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Padişah’ın şahsını korumak için yalnız yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı. Sultan bu taburu, Ayasofya etrafındaki sipere sokup camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş etmeleri emrini verdi.</p>
<p>İşgal altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılmayacağını anlayan Vahideddin Han, güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi. Ancak bunlar; “Dış dünyaya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz.” diyerek gitmeyi reddettiler. Sultan’ın kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de, İngilizler “Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir, taş üstünde taş bırakmayız.” diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal’i; “Paşa paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunları unutun. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” sözlerinden sonra, büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi. Böylece İstiklal mücadelesi başlamış oldu.</p>
<p>İstiklal harbi zafer ile neticelendikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti 1 Kasım 1922′de hilafet ile saltanatın ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını bir kanun ile ilan etti. Vahideddin Han’ın adı hutbelerden kaldırıldı. İstanbul ve Anadolu basınında aleyhinde yazılar çıkmaya başladı.</p>
<p>17 Kasım 1922 Cuma günü Dolmabahçe Sarayı’ndan Malaya harp gemisi tarafından alınıp Malta adasına götürüldü. Oradan Melik Hüseyin’in daveti üzerine Mekke’ye gitti. Oradan da İtalya’daki Sen Remo şehrine giderek orada ikamet etti. Vahideddin Han, acı ve sıkıntı içinde geçen bir sürgün hayatından sonra, 16 Mayıs 1926′da İtalya’da vefat etti. Cenazesi Şam’a getirilerek Sultan Selim Camii kabristanına defnedildi.</p>
<p>Vahideddin Han, çok akıllı ve çabuk kavrayışlı idi. Arada Sultan Reşad olmayıp da, II. Abdülhamid Han’dan sonra tahta çıksaydı, belki devletin başına böyle bir bela gelmezdi. Çünkü O, İttihat ve Terakki hükümetinin hatalarını önleyip, felaketlerin önüne geçebilecek kudret ve irade sahibi bir kimseydi. Çok sevdiği vatanından koparken yanında şahsi ve pek cüzî mal varlığından başka bir şey götürmediği, ülkesinden ayrılmasının üzerinden henüz dört yıl geçmeden vefatında kasaba, bakkala ve fırına olan borçlarından dolayı 15 gün tabutunun kaldırılmamış olmasından da anlaşılmaktadır.</p>
<p><strong>ATEŞ İÇİNDE BİR VATAN</strong><br />
Vahideddin Han’ın vatanının ve milletinin uğradığı felaketler karşısında neler düşündüğü ve neler hissettiği kayıtlara geçmiş şu hadiseden çıkarılabilir. 1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” demekten kendini alamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/inkar-edilen-kahraman-sultan-vahdettin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asakir-i Mansure-i Muhammediyye</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/asakir-i-mansure-i-muhammediyye.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/asakir-i-mansure-i-muhammediyye.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 18:52:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[ağa hüseyin paşa]]></category>
		<category><![CDATA[asaki-i mansure-i muhammediye]]></category>
		<category><![CDATA[ferik]]></category>
		<category><![CDATA[miralay]]></category>
		<category><![CDATA[mirliva]]></category>
		<category><![CDATA[müşir]]></category>
		<category><![CDATA[vaka-i hayriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Asakir-i Mansure-i Muhammediyye Yeniçeri ocağının Vaka-i Hayriye ile lağvedilmesinden sonra Padişah II. Mahmud tarafından 1826 senesinde kurulmuş yeni ordudur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Asakir-i Mansure-i Muhammediyye</strong> Yeniçeri ocağının Vaka-i Hayriye ile lağvedilmesinden sonra Padişah II. Mahmud tarafından 1826 senesinde kurulmuş yeni ordudur.</p>
<p>Asakir-i Mansure-i Muhammediyye&#8217;nin komutasına ilk olarak &#8216;serasker&#8217; namıyla eski yeniçeri ağalarından Ağa Hüseyin Paşa atandı. Asakir-i Mansure-i Muhammediyye &#8216;tertip&#8217; denilen sekiz kuvvetten oluşuyordu.<span id="more-130"></span> Her tertibin kumandasında &#8216;binbaşı&#8217; isminde bir komutan oluyordu. Bu binbaşılar &#8216;başbinbaşı&#8217;ya tabi idi. Her tertip 16 &#8216;saf&#8217;tı. Her saf bir yüzbaşının yönetimindeydi. Her yüzbaşının iki &#8216;mülazim&#8217; muavini vardı. Her tertipte bir top bulunurdu.</p>
<p>Toplara &#8216;topçubaşı&#8217; adı verilen bir zabit komuta ederdi. 16 saftan oluşan tertipler sekiz sağ ve sekiz sol olmak üzere ikiye bölünmüştü. Bunlara &#8216;sağ kolağaları&#8217; ve &#8216;sol kolağaları&#8217; atanmıştı. İki yıl sonra bu kurum yeniden düzenlenerek &#8216;tertip&#8217;lere &#8216;alay&#8217; ve komutanlarına &#8216;miralay&#8217; dendi. &#8216;Saf&#8217; terimi &#8216;bölük&#8217; olarak değiştirildi. Her alay, binbaşı kumandasındaki üç taburdan oluşuyordu.</p>
<p>Sol ve sağ kolağası ismini alan iki zabit, bir katip, bir sancaktar, her bölüğe &#8216;yüzbaşı&#8217; ve &#8216;mülazim&#8217;lerden ayrı olarak bir &#8216;başçavuş&#8217; ve bir &#8216;bölük emini&#8217; atanmıştır. Her alayda &#8216;miralay&#8217; yardımcısı bir &#8216;kaymakam&#8217; bulunurdu. İki alay bir &#8216;mirliva&#8217;nın ve üç alay bir &#8216;ferik&#8217;in komutası altındaydı. Miralayın üstü subaylara &#8216;paşa&#8217; denirdi. Asakir-i Mansure-i Muhammediyye&#8217;nin en büyük komutanı &#8216;müşir&#8217;di.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/asakir-i-mansure-i-muhammediyye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halid Bin Velid</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/halid-bin-velid.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/halid-bin-velid.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 19:42:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[allahın kılıcı]]></category>
		<category><![CDATA[bedir savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[bizans]]></category>
		<category><![CDATA[halid bin velid]]></category>
		<category><![CDATA[hudeybiye antlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[sasani devleti]]></category>
		<category><![CDATA[seyfullah]]></category>
		<category><![CDATA[uhud savaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=128</guid>
		<description><![CDATA[Halid Bin Velid Seyfullah (Allah'ın kılıcı) olarak da tanınan müthiş kumandan. Hudeybiye barışı sonrasında Müslümanlığı seçene kadar Müşriklerin yanındada sonrasında İslam ordusunun emrinde savaşmıştır. Müşriklerin Uhud harbinde yenilmemelerinde önemli rol oynamış, komutasındaki atlı birliklere yaptırdığı harekat ile Müslümanların yenilmesini sağlamıştır. İslam ile şereflendikten sonra Bizans ve Sasanilere karşı büyük zaferler kazanmıştır. Bunların en dikkat çekeni Yermük nehri kıyısında Bizans ordusunu bozguna uğrattığı harekattır. İcra ettiği yüzü aşkın savaşta yenilgiye uğramamıştır. Halid bin Velid harb kaybetmemiş nadir kumandanlardandır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halid Bin Velid</strong> Seyfullah (Allah&#8217;ın kılıcı) olarak da tanınan müthiş kumandan. Hudeybiye barışı sonrasında Müslümanlığı seçene kadar Müşriklerin yanındada sonrasında İslam ordusunun emrinde savaşmıştır. Müşriklerin Uhud harbinde yenilmemelerinde önemli rol oynamış, komutasındaki atlı birliklere yaptırdığı harekat ile Müslümanların yenilmesini sağlamıştır. İslam ile şereflendikten sonra Bizans ve Sasanilere karşı büyük zaferler kazanmıştır. Bunların en dikkat çekeni Yermük nehri kıyısında Bizans ordusunu bozguna uğrattığı harekattır. İcra ettiği yüzü aşkın savaşta yenilgiye uğramamıştır. Halid bin Velid harb kaybetmemiş nadir kumandanlardandır.<span id="more-128"></span></p>
<p>Suriye ve İran&#8217;ı üç yıl gibi kısa bir zaman içerisinde İslam devletine bağlamıştır. Fetihleri Anadolu&#8217;da Kahramanmaraş&#8217;a kadar uzanmıştır. 638 yılında Hz. Ömer tarafından ordu kumandanlığından alınıp idari bir göreve atanmıştır. Bir sene sonra bu görevden istifa etmiştir. 642 yılında harb meydanında ölmediğine üzülerek yatağında eceliyle şehadet etmiştir.</p>
<p>Halid bin Velid Müslümanlığın ilk yıllarına denk olan gençliğinde Kureyş saflarında ün salmış bir askerdi. Bedir Savaşı &#8216;na katılmayan Halid Uhud Savaşın&#8217;nda ilk defa Müslümanlara karşı savaşmıştır. Bu savaşta emrindeki atlıları Müslümanların arkasına sarkabilecek bir biçimde konuşlandırmıştır. Buna karşılık Hz. Peygamber (SAV) bu atlıların yolunu savunmaları için elli okçuyu vazifelendirmiştir. Savaşın başında Müslümanların üstün gelmeleri ile okçular yerlerini terkedince, Halid bin Velid fırsatı değerlendirip Müslüman ordularını emrindeki süvariler ile arkadan sıkıştırmıştır. Bu hareketi ile Halid bin Velid savaşın seyrini değiştirmiş ve Müslümanları yenilgiye uğratmıştır. Bu savaştan sonra Hendek Savaşı&#8217;nda son kez Müslümanlara karşı savaşmıştır. Hudeybiye barışından sonra daha önceden Müslüman olan kardeşi Velid aracılığı ile İslam ile şereflenmiştir.</p>
<p>Halid bin Velid İslamın kılıcıdır, bükülmez bir bileği ve yara bere dolu bi vücudu vardı. Ok mızrak değmemiş yeri kalmamış ama şehit olamamıştır.</p>
<p>Peygamber onun hakkinda &#8220;Hâlid Allah&#8217;ın Kılıcıdır&#8221; buyurmuştur. Yine Hâlid hakkında: &#8220;Hâlid b. Velid&#8217;e gelince, o herşeyini sizin için vermiştir, nesi var nesi yok harplerde Allah yolunda sarfetmiştir&#8221; (Ebû Dâvûd, Sünen, I, 163).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/halid-bin-velid.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tebliğ Edilen İlk Vahiy</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/teblig-edilen-ilk-vahiy.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/teblig-edilen-ilk-vahiy.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 19:39:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[aişe]]></category>
		<category><![CDATA[allah rasulu]]></category>
		<category><![CDATA[cebrail]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[akit Ramazan'ın on yedinci pazartesi gününe kadar gelmiş, Allah'ın Resulü, yine o gün Hira dağındaki mağarada…

Bir gece önce rüyalarında, mükemmel bir şekil, bir eda, bir ışık, bir heybet, bir renk görmüşlerdir. Bu "Namusü'l Ekber" sıfatlı Cebrail'dir. Allah'ın emrine tebliğe memur, Allah'tan aldığı emri Resulüne iletmekle vazifeli büyük ve sultan melek... Büyük meleklerden bir tanesi... İşte bu büyük ve sultan melek, yani Cebrail, Ramazanın on yedinci pazartesi günü, mağarada, murakabe ve ibadetin en derin anında, âlemlerin efendisine bütün heybet ve haşyetiyle görünüverdi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit Ramazan&#8217;ın on yedinci pazartesi gününe kadar gelmiş, Allah&#8217;ın Resulü, yine o gün Hira dağındaki mağarada…</p>
<p>Bir gece önce rüyalarında, mükemmel bir şekil, bir eda, bir ışık, bir heybet, bir renk görmüşlerdir. Bu &#8220;Namusü&#8217;l Ekber&#8221; sıfatlı Cebrail&#8217;dir. Allah&#8217;ın emrine tebliğe memur, Allah&#8217;tan aldığı emri Resulüne iletmekle vazifeli büyük ve sultan melek&#8230; Büyük meleklerden bir tanesi&#8230; İşte bu büyük ve sultan melek, yani Cebrail, Ramazanın on yedinci pazartesi günü, mağarada, murakabe ve ibadetin en derin anında, âlemlerin efendisine bütün heybet ve haşyetiyle görünüverdi&#8230;<span id="more-125"></span></p>
<p>Melek, o ana kadar öteler âlemini tanımayan, o âlemden bir ışık, bir iz, bir pırıltı dahi müşahede edemeyen, fakat bütün âlemlerin nuru ve efendisi olarak yaratılmış bulunan Cenab-ı Ahmed (s.a.v.) e aynen hitap etti:</p>
<p><strong>- İkra&#8217;! (Oku!)</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın Sevgilisi, dehşetler içinde kaldı, dudaklarından şu cümle döküldü:</p>
<p><strong>- Ma ene bikariin (Ben okuma bilmem!)</strong></p>
<p>Allah&#8217;ın vahyini hamil sultan melek ilerledi. Âlemin fahrini kucakladı, kuvvetle sıktı ve sonra bırakarak tekrar etti:</p>
<p><strong>- İkra&#8217;! (Oku!)</strong></p>
<p>Ve kendisi gene aynı cevabı aldı:</p>
<p><strong>- Ma ene bikariin (Ben okuma bilmem!)</strong></p>
<p>Bu hal üç defa tekrarlandıktan sonra, Cebrail Aleyhisselam Allah&#8217;tan aldığı ve Resulüne teslim etmeye getirdiği ilk ayetleri, içli içli, tane tane okudu:</p>
<p><strong>&#8220;Yaradan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku. Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir. Ki kalemle (yazı yazmayı) öğreten O dur. İnsana bilmediğini O öğretti.&#8221; (96- Alak:1-2-3-4)</strong></p>
<p>Buhari&#8217;nin Muhtasarı Tecrid&#8217;de ilk vahiy şöyle rivayet edilir:</p>
<p>İsmet ve İffet sadefi Hazreti Aişe (r.a.) den: şöyle demiştir:</p>
<p><strong>&#8220;Allah Resulünün ilk vahiy başlangıcı uykuda, rüya-yı Saliha (sadıka) görmekle olmuştur. Hiçbir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi vazıf ve aşikâr olmasın&#8230; Ondan sonra, kalbine yalnızlık muhabbeti düştü. Artık (Cebel-i) Hira&#8217;daki gar (mağara) içinde halvet güzin olup orada ehlinin yanına gelinceye kadar, adedi muayyen günlerde ibadet eder ve yine azıklanıp giderlerdi. Sonra, yine Hatice nezdinde avdet edip bir o kadar zaman için, yine Hira dağındaki mağarada bulunduğu sırada (emri) Hak (yani vahiy) geldi&#8230; Şöyle ki: Ona melek gelip: </strong></p>
<p><strong>- İkra&#8217;! (Oku!) dedi. </strong></p>
<p><strong>O da, </strong></p>
<p><strong>- Ma ene bikariin! (Ben okuma bilmem!) Cevabını verdi.</strong></p>
<p>Zat-ı Akdes-i Risalet penahi buyurdu ki:</p>
<p><strong>- O zaman melek beni alıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bırakıp yine &#8220;İkra&#8217;! (Oku!)&#8221; dedi. Ben de ona &#8220;Ma ene bikariin! (Ben okuma bilmem!)&#8221; dedim. Yine beni alıp ikinci defa takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra, beni bırakıp yine &#8220;İkra&#8217;!&#8221; dedi. Ben de Ma ene bikariin (Ben okuma bilmem!)&#8221; dedim. Nihayet, beni alıp üçüncü defa sıktı. Sonra bırakıp: Yaradan Rabbinin adıyla oku&#8230; dedi&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/teblig-edilen-ilk-vahiy.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Merzifonlu Kara Mustafa Paşa</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/merzifonlu-kara-mustafa-pasa.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/merzifonlu-kara-mustafa-pasa.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 20:20:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[hatt-ı şerif]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[jan sobieski]]></category>
		<category><![CDATA[köprülü mehmet paşa]]></category>
		<category><![CDATA[merzifonlu kara mustafa paşa]]></category>
		<category><![CDATA[tatar hanı]]></category>
		<category><![CDATA[viyana]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Osmanlı padişahı IV. Mehmet devrinde 3 Kasım1676- 15 Aralık 1683 seneleri arasında sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. II. Viyana Kuşatması ile anılmış olan sadrazamdır. Kuşatmanın yenilgi ile neticelenmesi üzerine idam edilmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Merzifonlu Kara Mustafa Paşa</strong> Osmanlı padişahı IV. Mehmet devrinde 3 Kasım1676- 15 Aralık 1683 seneleri arasında sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. II. Viyana Kuşatması ile anılmış olan sadrazamdır. Kuşatmanın yenilgi ile neticelenmesi üzerine idam edilmiştir.</p>
<p>Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Avusturya seferine başladıktan sonra diğer paşalarla harp divanı kurup Yanıkkale’ye mi yoksa Viyana üzerine mi gidilmesini istişare etmişlerdir.<span id="more-121"></span> Birçok paşanın bu yıl Yanıkkale&#8217;nin alınıp seneye daha iyi hazırlanarak Viyana&#8217;nın üzerine gidilmesi fikrine karşı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana üzerine gidilmesine karar vermiş, ve bunun üzerine Osmanlı ordusu Viyana&#8217;yı kuşatma’ya almıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gayesi şehri teslim ile ele geçirmek böylece yeniçerilerin şehri yağmalamalarını önleyerek Viyana hazinelerini korumak idi. Böylece sefer uzadı. Bu da Polonya kralı Jan Sobieski kumandasındaki Haçlı ordusunun zaman kazanarak Viyana&#8217;nın yardımına gelmesine neden oldu. Haçlı birliklerinin Viyana önlerine gelmesi üzerine askerleri mevzilerden çıkararak kuşatmayı kaldıran sadrazam, savaş pozisyonu aldı. Haçlıların ilk taarruzu üzerine Osmanlı safları yarıldı ve askerler dağılmaya başladılar. Bunun üzerine sadrazam ordunun tüm ağırlıklarını geride bırakarak Belgrad’a çekildi. Viyana bozgunu üzerine Sultan IV. Mehmet bir Hatt-ı Şerif ile kapıcılar kahyasını Belgrad’a göndererek Merzifonlu Kara Mustafa Paşa&#8217;yı idam ettirdi.</p>
<p>Tarihçiler Kara Mustafa Paşayı cesur, atak, kararlı, saplantılı, saltanat ve şatafata düşkün bir devlet adamı olarak nitelendirirler. Onu bu özelliklerde biri olarak tanıtmakta, düşünce ve işbirliği içindedirler. Yabancı ülkelerden gelen büyükelçilere karşı gösterdiği sert, kırıcı davranışlarıyla ünlendirirler. Bazı tarihçilerimiz ise onu okumamış, kültürsüz, bilgisiz olarak tanıtmaya çalışmakta, acımasızca yıpratmaktadır. Okumamış, bilgisiz, kültürsüz birisi olduğu söylenemez; çünkü, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşanın oğlu Fazıl Ahmet paşa ile birlikte eğitim gördüğü bu konuyla ilgili tüm kaynaklarda açıktır. Devlet Makamlarının en yükseklerinde görev yapmış ve başarılı olmuş olması da iyi bir eğitim aldığının ısbatıdır. Sertliği, kendini beğenmişliği, kişiliğinden kaynaklanan özellikleri olarak düşünülmelidir. Ancak bu özellikleri hiçbir zaman devlet çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının altına düşürmemiştir. Uğradığı tek ve son başarısızlık Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Bilindiği gibi Viyana’yı Kanuni Sultan Süleyman da kuşatmış ama alamamıştır. Kara Mustafa Paşa’ nın böylesine zor ve güç bir işe girişimi bile kutlanacak bir davranıştır. İşin sorumluluğunu yalnızca ona yüklemek ise hakikatlere gölge düşürür.Savaş başarıyla sonuçlanıp Viyana alınsaydı Osmanlının gelmiş geçmiş en önemli Sadrazamı olarak tarihe geçmeyecek miydi? Kuşkusuz onunda pek çok devlet adamında olduğu gibi, kusurlu yönleri vardır. Şunu da belirtmek gerekir: Osmanlılar döneminde kırk kadar Sadrazam ölümle cezalandırılmış; ancak, hiçbiri hakkında Kara Mustafa Paşa konusunda olduğu kadar yazılmamış, tartışılmamış ve konuşulmamıştır. Saltanat düşkünlüğünü sarayındaki savurganlık ve gösterişli yaşantıyı tarihçilerin bazıları abartarak anlatmaktadır.Bununla beraber kibirliliği sayesinde Tatar Hanını dinlemeyip saldırıda geç davranması Osmanlının gerileme döneminin başlangıcı olarak bilinir.Bunun içindir ki ençok adından bahsedilen sadrazam olmuştur.</p>
<h3>Atatürk&#8217;e göre Kara Mustafa Paşa</h3>
<p>Yıl 1933, Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Konservatuvarını gezmektedir. Bir sınıfa girer, ders tarihtir, konu da Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın 2. Viyana Kuşatmasında aldığı yenilgidir. Öğretmen Merzifonlu ile ilgili olumsuz sözler kullanmaktadır. Paşanın bozguna uğradığından ve Osmanlıların bundan sonra gerilemeye, toprak yitirmeye başladığından söz etmektedir. Mustafa Kemal, öğretmenin bu sözlerine sinirlenerek: “- Öğretmen Bey, Öğretmen Bey! 173.000 kişilik bir orduyu İstanbul’dan alıp Avrupa’nın göbeği olan Viyana önlerine götürmek her komutanın yapabileceği bir iş değildir. Bu büyük tarih olayını, o büyük adam gerçekleştirmiştir. Viyana’yı Padişah, Kanuni Sultan Süleyman kuşatabilmiştir. Merzifonlu onun derecesinde büyük bir adamdır. Siz nasıl olur da böyle bir başkomutanı kötülersiniz? Gençler! Merzifonlu değerli bir komutandır. Bunu böyle biliniz. Bu şekilde yenilenler, yenik sayılmazlar.” demiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/merzifonlu-kara-mustafa-pasa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kılıç Ali Paşa</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/kilic-ali-pasa.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/kilic-ali-pasa.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 20:17:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[beylerbeyi]]></category>
		<category><![CDATA[cebre]]></category>
		<category><![CDATA[cezayir beylerbeyi]]></category>
		<category><![CDATA[endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[forsa]]></category>
		<category><![CDATA[gırnata]]></category>
		<category><![CDATA[II. selim]]></category>
		<category><![CDATA[inebahtı savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[ispanyollar]]></category>
		<category><![CDATA[kaptan-ı derya]]></category>
		<category><![CDATA[kılıç ali paşa]]></category>
		<category><![CDATA[korsan]]></category>
		<category><![CDATA[mağrib]]></category>
		<category><![CDATA[malta]]></category>
		<category><![CDATA[mimar sinan]]></category>
		<category><![CDATA[napoli]]></category>
		<category><![CDATA[pertev paşa]]></category>
		<category><![CDATA[selime hatun]]></category>
		<category><![CDATA[sicilya]]></category>
		<category><![CDATA[trablus]]></category>
		<category><![CDATA[tunus]]></category>
		<category><![CDATA[turgut reis]]></category>
		<category><![CDATA[uluç ali paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=119</guid>
		<description><![CDATA[Kılıç Ali ya da Uluç Ali Paşa, olarak da tanınan 1571 ile 1587 seneleri arasında 16 yıl Kaptan-ı Derya olarak görev yapmış Osmanlı denizcisidir. İtalyan asıllıdır. İtalyan arşivlerinde Occhiali ismiyle geçer. Daha sonra İslamiyet ile şereflenmiş, hızla ilerlemiş, ve Osmanlı donanmasının önemli amirallerinden biri olmuştur. Özellikle, İnebahtı Savaşı esnasında gösterdiği üstün başarı ile bilinir. Karısının adı Selime Hatun'du ve hiç çocukları olmamıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kılıç Ali</strong> ya da <strong>Uluç Ali Paşa</strong>, olarak da tanınan 1571 ile 1587 seneleri arasında 16 yıl Kaptan-ı Derya olarak görev yapmış Osmanlı denizcisidir. İtalyan asıllıdır. İtalyan arşivlerinde Occhiali ismiyle geçer. Daha sonra İslamiyet ile şereflenmiş, hızla ilerlemiş, ve Osmanlı donanmasının önemli amirallerinden biri olmuştur. Özellikle, İnebahtı Savaşı esnasında gösterdiği üstün başarı ile bilinir. Karısının adı Selime Hatun&#8217;du ve hiç çocukları olmamıştır.</p>
<p>1500 yılında İtalya&#8217;nın bir köyünde fakir bir balıkçının oğlu olarak doğdu. Yeniyetmelik devrinde rivayete göre papaz olmak üzere Napoli&#8217;ye giderken Berberi korsanlarından Ali Ahmet Reis tarafından esir alındı. Uzun süre gemilerde forsalık yaptı. Daha sonra müslüman olarak hürriyetini kazandı ve Ali adını aldı. Korsanlık yapmaya başladı. Arap olmayan korsanlara verilen Uluç namı ile de anılmaya başlandı. 1548&#8242;de Turgut Reis ile çalışmaya başladı.<span id="more-119"></span> Mehdiye kalesinin savunmasında ve 1560’ta Cebre&#8217;nin fethinde<sup> </sup>yer aldı. Turgut Reis&#8217;le beraber Trablus&#8217;un fethinde bulundu, Napoli ve Sicilya seferlerine katıldı. Turgut Reis ile beraber 1551&#8242;de İstanbul&#8217;a geldi. Kendisine reis olarak tersanede buyruk verildi. 1560&#8242;da Piyale Paşa kumandasında Akdeniz&#8217;e açılan donanmada yerini aldı. 1565&#8242;teki Malta kuşatmasına katıldı. Bu seferin ardından İzmir sancakbeyi oldu. 1568&#8242;de Cezayir Beylerbeyliğine atandı.</p>
<p>İspanya Mağribli nüfusun azaltılmasına ilişkin bir takım önlem alınmıştı. Mağribiler ile İspanyollar arasında 1568 yılında başlayan çatışmalar 1570&#8242;e kadar devam etti. Gırnata zorla boşaltıldı ve Mağribiler farklı eyaletlere sürüldüler. Ayaklanan Mağribilere tek yardım Uluç Ali&#8217;den geldi. Cezayir beylerbeyi Endülüs sahiline baskın yaparak yardım etmeye kalkıştıysa da daha sert karşılıklara neden oldu. Bunun üzerine İspanya&#8217;nın garantörlüğünde ki Sultan Mula Hamid&#8217;in Kral olduğu Tunus&#8217;a cephe aldı. 1569&#8242;da fazla güçlük çekmeden Tunus’u İspanyollardan aldı. Mula Hamid İspanyol garnizonun elindeki La Goulette kalesine sığındı. Bu olay İspanya&#8217;nın 1571&#8242;de Osmanlılara karşı savaşa açmasının sebeplerinden biri oldu.</p>
<p>Kıbrıs&#8217;ın fethinde gerçekleştirdikten sonra 20 gemi ile Osmanlı donanmasına katıldı. Fetihin ardından Pertev Paşa ve Ali Paşa ile Rodos&#8217;a geçti ve Girit sahillerini vurdu.</p>
<p>Osmanlılara karşı hazırlanan Haçlı ordusunun yaklaştığı haberinin gelmesi üzerine toplanan harb meclisinde Uluç Paşa savaşın açık denizde yapılmasını benisedi ancak Kaptan-ı Derya Ali Paşa bunu reddetti. 7 Ekim 1571 günü İnebahtı körfezinde yapılan savaşta Uluç Ali Paşa sol kanada kumanda etti. Bir gün süren savaş Osmanlı donanmasının yenilgisiyle son erdi. Savaş esnasında Uluç Ali Paşa düşmanın sol kanadını bozmuş ve Malta şövalyelerinin kaptan gemisini ele geçirmiştir. Savaşın ardından yarısı kendi filosundan, öbür yarısı ise dönüş yolunda doğu Akdeniz limanlarından toparladığı Osmanlı kadırgalarından oluşan 80 gemiyle İstanbul&#8217;a geldi. Uluç Paşa&#8217; ya Kaptan-ı Deryalık görevi verildi ve II. Selim Uluç Ali&#8217;nin ismini Kılıç Ali olarak değiştirdi.</p>
<p>Sokullu Mehmet Paşa&#8217;nın yardımı ve isteğiyle Kılıç Ali Paşa 1572’nin ilkbaharında 250 gemiden oluşan yeni bir donanma hazırladı ve aynı yılın Haziran ayında sefere çıktı. 1574 yılının Mayıs ayında Sinan Paşa ile beraber Akdeniz&#8217;e açıldı. İtalya ve Sicilya kıyılarını vurdu. Ancak en mühimi İnebahtı savaşından sonra İspanya&#8217;nın geri aldığı Tunus&#8217;u La Gouletta kalesi ile beraber otuz üç gün süren bir savaşın ardından yeniden fethetti. Tunus Cezayir ve Trablusgarp&#8217;ın ardından Berberi kıyılarındaki üçüncü Osmanlı eyaleti oldu.</p>
<p>21 Haziran 1587 günü ölen Kılıç Ali Mimar Sinan&#8217;a yaptırdığı Kılıç Ali Paşa Camii&#8217;ne defnedildi. Ölümünün arkasından Osmanlı donanması düşmanlarına tehdit teşkil edemez, müttefiklerine de destek veremez hale gelmiş ve eski gücünü bir daha elde edememiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/kilic-ali-pasa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gazneli Mahmut</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/gazneli-mahmut.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/gazneli-mahmut.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 19:11:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[afgan]]></category>
		<category><![CDATA[belh]]></category>
		<category><![CDATA[dandanakan savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[gazneli mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[gurlular]]></category>
		<category><![CDATA[samani devleti]]></category>
		<category><![CDATA[sebük tekin]]></category>
		<category><![CDATA[zabulistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[Gazneli Mahmut 998-1030 yılları arasında Gazne Devletini'nin hükümdarlığını yapmıştır. Sebük Tekin'in en büyük oğlu olan Mahmut'un annesi, Zabulistan yöresinde yüce bir ailenin kızıydı. Daha gençlik senelerinde ülke idaresinde görev yapmaya başlayan Mahmut'un Gazne dışındaki ilk görev mekanı Zemindaver bölgesiydi. En güçlü dönemlerini Sultan Mahmut zamanında yaşadılar. Sultan unvanını ilk kullanan hükümdar olan Gazneli Mahmut, Hindistan'a Eylül 1000'den 1027'ye kadar 17 sefer düzenlemiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazneli Mahmut</strong> 998-1030 yılları arasında Gazne Devletini&#8217;nin hükümdarlığını yapmıştır. Sebük Tekin&#8217;in en büyük oğlu olan Mahmut&#8217;un annesi, Zabulistan yöresinde yüce bir ailenin kızıydı. Daha gençlik senelerinde ülke idaresinde görev yapmaya başlayan Mahmut&#8217;un Gazne dışındaki ilk görev mekanı Zemindaver bölgesiydi. En güçlü dönemlerini Sultan Mahmut zamanında yaşadılar. Sultan unvanını ilk kullanan hükümdar olan Gazneli Mahmut, Hindistan&#8217;a Eylül 1000&#8242;den 1027&#8242;ye kadar 17 sefer düzenlemiştir. Bu seferler sırasında Hindistan&#8217;da birçok cami yaptıran ve İslam dinini yaymak üzere Hindistan&#8217;da alimler iskan Gazneli Mahmut, Hindistan&#8217;ın kuzey bölümlerine kadar İslamiyet&#8217;in yayılmasında büyük rol oynamıştır.<span id="more-117"></span></p>
<p>Hint seferlerinin dışında Karahanlılar’ın Samani Devleti&#8217;ni yıkması ile Nisan 1002&#8242;de <em>Gâzi</em> unvanını alan Mahmut&#8217;un Hindistan dışındaki icraatları daha da kolaylaşmıştır.</p>
<p>Sultan Mahmut, ömrünün büyük bir bölümünü savaş meydanlarında geçirmiş, özellikle Hindistan&#8217;a yaptığı seferler onu çok yormuş ve hastalanmasına neden olmuştu. Doktorların salıklarına rağmen hiç dinlenmiyor ve bir devlet adamının yapması gereken görevleri yerine getiyordu. Genellikle tarihçiler, Sultan Mahmut&#8217;un verem hastalığından öldüğünü kabul ederler.</p>
<p>Mahmut, 1029-1030 kışını Belh&#8217;de geçirdi. Fakat bu vilayetin havasında dolayı Gazne&#8217;ye döndü. Burada da sağlığına ulaşamayan Sultan Mahmut, 30 Nisan 1030 senesinde 59 yaşındayken vefat etti.</p>
<p>Sultan Mahmut döneminde en parlak devrini yaşayan Gazneliler, Dandanakan Savaşı&#8217;ndan sonra güçlerini yitirmişler ve yıkılış sürecine girmişlerdir. Gaznelilere, Afgan yerlilerinden olan Gurlular 1187 yılında son vermiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/gazneli-mahmut.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlının Sınır Gücü; Akıncılar</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/osmanlinin-sinir-gucu-akincilar.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/osmanlinin-sinir-gucu-akincilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 19:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[akıncı birliği]]></category>
		<category><![CDATA[akıncılar]]></category>
		<category><![CDATA[dalkılıç]]></category>
		<category><![CDATA[devşirme]]></category>
		<category><![CDATA[evrenosoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[köse mihal]]></category>
		<category><![CDATA[malkoçoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[osman gazi]]></category>
		<category><![CDATA[serdengeçti]]></category>
		<category><![CDATA[sınır boyu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[Akıncılığın altyapısı Osman Gazi döneminde, Köse Mihal tarafından oluşturulduğunu bilinmektedir. Orhan Gazi döneminde sürekli piyade ve süvari birliklerinin teşkiline kadar hep akıncılar kullanılmıştır. Osmanlı Uç Beyliği'nin az zamanda devlet hâline gelmesi de, akıncılar vesilesiyle olmuştur. Akıncılığın bir ocak tarzında kurulmasında Evrenos Beyin büyük katkısı olmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akıncılığın altyapısı Osman Gazi döneminde, Köse Mihal tarafından oluşturulduğunu bilinmektedir. Orhan Gazi döneminde sürekli piyade ve süvari birliklerinin teşkiline kadar hep akıncılar kullanılmıştır. Osmanlı Uç Beyliği&#8217;nin az zamanda devlet hâline gelmesi de, akıncılar vesilesiyle olmuştur. Akıncılığın bir ocak tarzında kurulmasında Evrenos Beyin büyük katkısı olmuştur.<span id="more-115"></span></p>
<p>İlk dönemler akıncı beylerinin çoğu, Osman Gazi’nin silah arkadaşları olan komutanların çocuklarıydı. Akıncı beylerinin insiyatifi çok geniştir, onlar istediklerini ocağa alır, istemediklerini de ocaktan çıkarabilirlerdi. Divan-ı Hümayun bu işlere karışmazdı. Çok güvenilen akıncı beyi büyük bir buyruğa sahipti, emirleri direk padişahtan alırdı.</p>
<p>Akıncı beylerinin rütbeleri sancak beyi seviyesindeydi. Akıncı eri, yüzlerce defa canını ortaya koyduğu için, diğer birçok ocağın subayından imtiyazlıydı. Akıncılar bünyesinde fedai, dalkılıç, serdengeçti, deli, azap, gönüllü, beşli gibi şahıs ve grup adları vardı. Küçük rütbeli akıncı buyruklarına ‘toyca’ veya ‘taviçe’ denirdi. 16 Yüzyıl sonlarında 40 bin olan akıncı birlikleri, zaman zaman artma ve azalmalar göstermiştir.</p>
<p>Akıncılar, yakaladıkları esirlerden aldıkları istihbaratı merkeze bildirirlerdi. Akınlar, katılan akıncı miktarına göre adlar alırdı. Yüz kişiden az akıncıyla yapılana çete, Yüz’den fazla kişiyle yapılana haramilik, akıncı beyinin komutası altında yapılana ise, akın adı verilirdi.</p>
<p>Silâh ve teçhizatları uygun olmadığından dolayı, akıncılar kale muhasarasına katılmazlardı; ancak akıncı birliklerinden serdengeçtiler, kuşatılmış kaledeki düşmanın arasına sızarlardı. Akıncılar, sürekli ordu birliklerine dahil değildi. Rumeli’de sınır boyları&#8217;na yakın yerlerde iskan eden akıncılar, sınır bölgelerinde sorun çıkaran düşman bölgelerine ani saldırılar düzenleyerek onları yıpratırlardı.</p>
<p>Bu gruplar içerisinde en ilginci ‘deli’ adı verilendir. Düşmanı görünce âdeta deliye dönen bu grubun mensuplarını kimse durduramazdı. Ordu ile sefere iştirak ettiklerinde, savaşın en ön safında yer alır ve düşmana ilk onlar saldırırdı. Bu gruptan olanlar bazen hiçbir silâh kullanmaz, sadece kendilerini savunmak için yanlarında bulundurdukları kalkanlarla düşmanın içerisine sızar, kendilerine yapılan kılıç hamlelerini kalkanlarıyla savuşturup, mermere vurarak sertleştirdikleri o koca elleriyle düşmanın yüzünde şimşekler çaktırırlardı. Bir avuç deliyle başa çıkamayan düşman, geride kendi sayısına yakın Türk ordusunu görünce paniğe kapılır ve birer ikişer kaçışırdı. Bu delilerin bir kısmı eğersiz ata biner, bir kısmı da akşama kadar ellerini mermer gibi sert cisimlere vurarak nasır bağlatırdı. Kat kat nasır bağlamış bu eller, düşman için kılıçtan daha tesirli bir silâh olurdu. Deli adıyla anılan bu süvariler, 15. yüzyıl sonlarından itibaren istihdam edilmişlerdir. Önceleri sadece Avrupa’daki sınır boylarında kullanılan deliler, ‘bayrak’ adı altında 60’ar kişilik ocaklara ayrılırdı. Başlarındaki kumandanlarına Delibaşı denirdi. Delibaşın alt kademesinde gönüllü ağası ve bölük ağası gibi zabitler vardı. Deli süvarisi olmak isteyen, cesaretiyle kendini ispatlamak zorundaydı. 16. yüzyılda kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen delilerin, atları da akıncılarınki gibi çevik ve dayanıklıydı. Delilerin silâhları ise, akıncılarınki gibi kılıç, kalkan, mızrak, balta ve bozdoğandı.</p>
<p>Akıncılığa kabul edilmek çok güçtü. Bunun için doğrudan doğruya gönül rızası gerekirdi. Zîrâ kötü bir akıncı, birliğin yok olmasına sebep olabilirdi. Çok süratli intikâl, seri hareket, harikulâde süvarilik, fevkalâde silâhşorluk bu işin olmazsa olmazlarındandı. Bazı istisnalar haricinde akıncılık, babadan oğul’a geçerdi. Akıncılar savaş zamanlarında ordudan önce düşman arazisine girerek, orduya yol açar ve kurulması olası pusuları bozardı. Akıncılar düşman topraklarına girecekleri zaman, kademeli olarak birkaç bölüme ayrılır, ilk kuvvetin karşısına mukavemet eden bir düşman çıkarsa, arkadakiler yetişip ona yardım ederdi. Akıncıların hücumları ani ve sert olduğundan, hemen her zaman düşman kuvvetlerini sarsıp dağıtırdı. Ayrıca ordunun yolu üzerindeki hububat muhafazasını sağlamak, esirler vasıtasıyla düşmandan haber toplamak, köprü ve geçit gibi yerleri emniyet altında tutmak da akıncıların vazifeleri arasındaydı.</p>
<p>Akıncı olabilmenin şartlarından birisi de, Türk olmaktı. Devşirmelerin devletin her kademesine, hatta sadrazamlığa kadar, yükselebilme imkânı varken, akıncı olmaları mümkünsüzdü. Bir akıncı adayı; imam, köy kethüda&#8217;sı veya dürüst birini kefil göstermek zorundaydı.</p>
<p>Akıncı ordu birlikleri diğer ordu ocakları gibi komuta kademesine bölünürdü. Her on akıncıyı onbaşı; yüz akıncıyı subaşı; bin akıncıyı da binbaşı komuta ederdi. Bir hareketin akın adını alabilmesi için, bu akına beyinin katılması gerekiyordu. Bu komuta zincirini, bütün kuvvetlerin başında olan akıncı beyi tanımlardı. Akıncı beyini devlet tayin ederdi. Bu önemli komutanlık uzun zaman Mihaloğlu, Evrenosoğlu Turhanoğlu ve Malkoçoğlu gibi ünlü akıncı ailelerinde kalmış ve babadan oğula süregelmiştir. Mihaloğlu, Sofya’da; Evrenosoğulları, Arnavutlukta&#8217;ta; Turhanoğulları, Mora’da; Malkoçoğulları da Silistre dolaylarında bulunurlardı. Osmanlı’da akıncılar, merkezî idareye bağlı değildi, sınır boylarında ocaklar hâlinde teşkilâtlandırılmıştı. Her mıntıkanın komutanı ayrıydı ve akıncılar bağlı oldukları sülâlenin ismiyle anılırdı.</p>
<p>Akıncıların en yüreklileri ‘dalkılıç’ ve ‘serdengeçti’ adı ile anılırdı. Bunlar akıncıların fedai kısımlarıydı. Bu fedailerin düşman içine dalmak ve zaptedilmiş bir kaleye girmek gibi çok zor görevleri vardı. Bu yiğitlerin çoğunun böyle bir vazifeden geri dönme ihtimalleri azdı. İhtiyar Cezzar Ahmet Paşa karşısında ilk yenilgisini alan Napolyaon’un şu sözleri, Osmanlı askerini anlamak bakımından mânidârdır: “Osmanlı askerini dalkılıç olmaya mecbur edecek kadar sıkıştırmak el vermez, bir kere dalkılıç olmayı göze almış birkaç yüz adam meydana çıkarsa, mağlup olmamak mümkün değildir.’</p>
<p>Akıncılar, ordunun genellikle beş günlük mesafe önünde yol alırlardı. Bir düşman ordusuna dalmak gerektiği zaman, bu vazifeyi yapacaklar ordudan ayrılır, düşmanı vurmak gereken yere kadar giderler, ani ve şiddetli şekilde düşman saflarına sızarlardı. Bunun sonucunda düşman şaşırır ve bozguna uğrardı.</p>
<p>Düşmanın iktisadî ve mânevî yapısını alt üst ederek savaşın kazanılmasında önemli rol oynayan akıncıların akın taktiği şöyleydi: Akıncı ordusu belirli bölümlere ayrılır, ayrılanlar da daha küçük birliklere ayrılarak yollarına devam ederdi. Sefer yapılacak ülkede her birliğin ele geçireceği şehir ve kasabalar önceden konuşulur, dönüşte birlikler gene belirli yerlerde, fakat daha önce ayrıldıkları mevkilerde olmamak üzere birleşerek, vatan topraklarına dönerdi. Bu durum düşman ülkesini korku içerisinde bırakırdı. Kasırgalar gibi esip geçen akıncıların, ne zaman, nerede ortaya çıkacakları hakkında yüzlerce söylenti çıkardı.</p>
<p>Devlet tarafından akıncıların isimlerini, eşkallerini ve tımara (toprağa) sahip olanların listelerini gösteren bir defter tutulurdu. Defterler iki nüsha hâlinde düzenlenirdi, bunlardan biri merkezdeki defterhanede, diğeri de akıncıların bulundukları eyalet veya sancakların kadılıklarında muhafaza edilirdi. Böylece herhangi bir yolsuzluğa meydan verilmezdi. Her akın sonunda şehit veya malûllerin yerine, kuvvetli gençler akıncı olarak kaydedilirdi. Akıncılara tahsis edilen bir maaş yoktu. Elde ettikleri ganimetlerin 1/5’ini pençlik (humus) vergi olarak verdikten sonra, kalanlarla geçimlerini temin ederlerdi. Bazılarının ise tımarları (işleyebilecekleri toprakları) vardı.</p>
<p>Akıncıların atları hızlı, dayanıklı ve süratli olanlardan seçilirdi. Akıncılar sefere çıkarken yanlarında dört-beş at götürürler, yorulan atları konak yerlerinde bırakarak, hız kaybetmeden yollarına devam ederlerdi.</p>
<p>Uzun mesafeleri, kısa sürede koşabilecek şekilde yetiştirilen ve birçok meziyeti olan akın atlarının eskisi kadar yetiştirilememesi, bu teşkilâtın zayıflama sebeplerindendir. Fetihler döneminin sona ermesi ve duraklama devrinin başlaması ile akıncılar görülmez olmuştur.1595 yılında Koca Sinan Paşa&#8217;nın Eflak’ta Prens Mihal’e yenilmesi üzerine Tuna’nın diğer yakasında kalan akıncıların ve akın atlarının pek çoğu telef olmuştur.</p>
<p>16. yüzyıldan itibaren sayıları iyice azalan akıncılar, geri hizmetlerde kullanılmaya başlanmıştır. Akıncıların yerini bu dönemden sonra Kırım Hanları&#8217;nın emri altındaki Tatar askerleri almıştır. Akıncı adı 1826 yılında resmen ortadan kalkmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/osmanlinin-sinir-gucu-akincilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sened-i İttifak</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/sened-i-ittifak.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/sened-i-ittifak.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 21:33:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[alemdar mustafa paşa]]></category>
		<category><![CDATA[ayanlar]]></category>
		<category><![CDATA[II. Mahmud]]></category>
		<category><![CDATA[IV. Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[rumeli]]></category>
		<category><![CDATA[sened-i ittifak]]></category>
		<category><![CDATA[zeyl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Sened-i İttifak 29 Eylül 1808. Osmanlı İmparatorluğu Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa'nın Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul'da birleştirerek uygulamış olduğu hukuki bazı özellikleri içeren bir sözleşmedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sened-i İttifak</strong> 29 Eylül 1808. Osmanlı İmparatorluğu Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa&#8217;nın Rumeli ve Anadolu ayanlarını İstanbul&#8217;da birleştirerek uygulamış olduğu hukuki bazı özellikleri içeren bir sözleşmedir.</p>
<p>II. Mahmud tahtı devraldığında devletin otoritesi zayıflamıştı. II. Mahmud&#8217;un ilk sadrazamı olan ve IV Mustafa&#8217;yı tahttan indirerek kendisini tahta çıkaran kişi olan Alemdar Mustafa Paşa devletin hakimiyetini yeniden kurmak için çalışmalara girişti. Bu nedenle Alemdar Mustafa Paşa ilk iş olarak Rumeli ve Anadolu&#8217;daki ayanı İstanbul&#8217;da toplayarak onlarla Sened-i İttifak adında bir anlaşmaya vardı. Bu antlaşma ile ayanlar, devlet buyruklarını dinleyeceklerine söz vermişlerdi.<span id="more-111"></span></p>
<p>Sözleşmenin bir giriş, 7 şart ve 1 zeyl kısmı vardır. Giriş bölümünde Osmanlı devlet nizamının bozulduğu, devlet otoritesinin zayıfladığı ve bu durumun taraflarca gözlemlendiği, devletin kuvvetlenmesi amacıyla bu toplantının yapıldığı ve sonunda bu anlaşmaya varıldığı yazılıdır.</p>
<p>7 şartları arasında ise padişahın devletin temeli olduğu belirtilmekte ,hazinenin ve devlet kazançlarının korunmasına, sadrazamdan gelen her buyruğu padişahtan gelen bir emir olarak kabul edeceklerini ve ona karşı gelmeyeceklerini, İstanbul&#8217;da bir isyan ve karışıklık olursa davet beklemeksizin başkente gelmeyi ve ayaklananları bastırmayı, ayanların idareleri altında bulunan bölgelerde fakirlerin vergilendirilmesinde adil davranılacağına ve şeriata aykırı şekilde zulüm eden olursa, o ayanın hep birlikte dışlanacağına söz verilmektedir.</p>
<p>Sened-i İttifak bir zeyl ile sona ermektedir. Burada, senedin devamlı olarak uygulanabilmesi için bundan sonra sadrazam ve şeyhülislam olacakların makamlarına geçer geçmez bu senedi imzalamaları öngörülmektedir. Ayrıca Sened-i İttifak&#8217;ın içerdiği koşulların sürekli uygulanmasını bizzat padişahın denetleyeceği öngörülmektedir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/sened-i-ittifak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>II. Viyana Kuşatması</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/ii-viyana-kusatmasi.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/ii-viyana-kusatmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Nov 2009 21:11:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[belgrad]]></category>
		<category><![CDATA[habsburglar]]></category>
		<category><![CDATA[krakow]]></category>
		<category><![CDATA[kutsal ittifak]]></category>
		<category><![CDATA[leopold]]></category>
		<category><![CDATA[macarlar]]></category>
		<category><![CDATA[polonya]]></category>
		<category><![CDATA[seng-i ibret]]></category>
		<category><![CDATA[tökeli imre]]></category>
		<category><![CDATA[tuna nehri]]></category>
		<category><![CDATA[viyana kuşatması]]></category>
		<category><![CDATA[yanıkkale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[II. Viyana Kuşatması, 1683 senesinde IV. Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Viyana'yı kuşatması ile oluştu.17. asırda Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasında yapılan mücadelelerin en fazla süreni bu sefer ile başladı. Avusturya, hakimiyeti altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle zor durumda bırakıyordu. Ayrıca Mezhep özgürlüğü de tanımıyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre'nin önderliğinde ayaklandılar. Kendi kuvvetleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlı İmparatorluğundan yardım istediler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>II. Viyana Kuşatması</strong>, 1683 senesinde IV. Mehmet<a title="IV. Mehmet" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/IV._Mehmet"></a> devrinde Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun Viyana&#8217;yı kuşatması ile oluştu.17. asırda Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasında yapılan mücadelelerin en fazla süreni bu sefer ile başladı. Avusturya, hakimiyeti altındaki Macarlara iyi davranmıyor, onları ağır vergilerle zor durumda bırakıyordu. Ayrıca Mezhep özgürlüğü de tanımıyordu. Macarlar, baskılara daha fazla dayanamayınca Tökeli İmre&#8217;nin önderliğinde ayaklandılar. Kendi kuvvetleriyle başarılı olamayacaklarını anladıklarından Osmanlı İmparatorluğundan yardım istediler.<span id="more-109"></span></p>
<p>Siyasi nedenlerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllardır Macaristan&#8217;da ve Avusturya&#8217;da Katolik olmayan azınlığa yardımcı oluyordu. Osmanlı zaten Tökeli İmre&#8217;yi yukarı Macaristan&#8217;ın kralı olarak tanıyorlardı. Henüz kuşatmadan önce Osmanlı İmparatorluğu ve Habsburg arasında Vasvar Barışı&#8217;nın bir sonucu olarak yirmi yıllık bir antlaşması vardı.</p>
<p>1681 ve 1682&#8242;de Tökeli İmre ile Habsburg&#8217;lar arasındaki sınır savaşı şiddetini artırdı.Habsburg kuvvetlerinin merkezi Macaristan içlerine akın etmeleri, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa&#8217;ya Osmanlı ordusunu sefere çıkarmak için IV.Mehmet ve divanını ikna etmek için önemli bir gerekçe oldu. IV.Mehmet, Kara Mustafa Paşa&#8217;yı Yanıkkale&#8217;ye olduğu kadar ve Komaran kalelerine operasyon yapmaya ve onları kuşatmaya izin verdi.Osmanlı ordusu 21 Ocak 1682 de seferber edildi ve 6 Ağustos 1682 de savaş ilan edildi.</p>
<p>Viyana, Doğu Akdeniz-Almanya ticaret yolu üzerinde oluşu, Tuna Nehri üzerinde iç kontrol noktası olması gibi nedenler yüzünden Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun stratejik hedeflerinin tam ortasındaydı. Kuşatma için büyük hazırlıklar yapıldı; Avusturya&#8217;ya ve lojistik merkezlere giden yollar tamir edildi ve yenileri inşa edildi.Cephane, mühimmat, top ve diğer kaynaklar imparatorluğun her yanından bu lojistik merkezlere ve Balkanlar&#8217;ın içlerine gönderilmesi yapıldı.</p>
<p>Lojistik zamanı, Ağustos ve Eylül 1682 de bir istilaya başlamanın mümkün olmadığını ifade ediyordu. Üç aylık bir seferde Osmanlılar kışın Viyana&#8217;da olacaklardı. Ama seferin başlaması ve hazırlanması için gereken 15 aylık bir sürede de Habsburglar hazırlancak ve diğer Avrupa krallıklarına yardım için başvuracaklardı. Nitekim kış süresinde Habsgurg&#8217;lular ve Lehistan ile bir antlaşma imzaladılar. Antlaşmaya göre Osmanlılar Krakow&#8217;a saldırırlarsa Habsburg kuvvetleri Polonya&#8217;ya yardıma gelecekti, karşılık olarak da Leh ordusu Viyana&#8217;ya bir saldırı olursa yardıma gelecekti.</p>
<p>İlkbaharda Mayıs&#8217;ın erken zamanında Osmanlı ordusu Belgrad&#8217; a ulaştı.Daha sonra Viyana şehrine doğru hareket etti. 7 Temmuz&#8217;da 40.000 Tatar kuvveti Viyana&#8217;nın 40  km doğusuna vardı. Kuşatma süresince Habsburg imparatoru Leopold 80 bin Viyanalı ile şehirden kaçtı ve Linz&#8217;e yerleşti. Lehistan kralı Sobieski’de 1683 yazında antlaşmadaki yükümlülüğünü yerine getirmek için bir yardım sevkiyatı hazırlıyordu..</p>
<p>Osmanlı ordusu 14 Temmuz&#8217;da Viyana&#8217;yı kuşattı. Artakalan 11.000 askerin, 5.000 sivil ve gönüllünün lideri teslim olmayı reddediyordu. Viyanalı&#8217;lar şehrin etrafındaki evleri ve duvarları tahrip ettiler, yıkıntıları temizlediler ve boş bir alan bıraktılar.Kara Mustafa Paşa bu problemi kuvvetlerine şehre doğruca giden hendek kazmalarını emrederek çözdü.</p>
<p>Osmanlılar zamanı hesaba almadılar, müsait zaman onların tarafında değildi. Bu noktadaki gevşeklikleri, savaşın ilanından sonra ordularını kombine edip ilerlememeleri; yardım kuvvetlerinin ulaşmasına izin verdi.Tarihçiler Kara Mustafa Paşa&#8217;nın şehri zenginlikleri ve bozulmamış haliyle ele geçirmek istediğini söylerler.</p>
<p>Viyana&#8217;ya ise her anlamda yiyecek desteği kesilmişti. Garnizon ve sivil gönüllüler aşırı kayıplara katlanıyordu.</p>
<p>Kışla hizmeti öyle bir problem haline geldi ki Graf Ernst Rudiger von Starhamberg herhangi bir asker nöbette uykuda bulunursa öldürüleceği emrini verdi. Ümitsizlik gittikçe artıyordu. Bu sırada V. Charles komutası altında olan imparatorluk kuvvetleri, Macar Tökeli İmre ile Viyana&#8217;nın 5 km kuzeydoğusunda, Bisamberg’de çarpışıyorlardı.</p>
<p>Viyana bozgununun sorumluluğunu taşıyan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa  Belgrad&#8217;da idam edildi. Padişah daha sonra düşünüp yapmış olduğu başarılı hizmetlerden dolayı Kara Mustafa Paşa&#8217;nın başının kesilmesini geri almak istemiş ve ikinci bir emirle affedilmesini emretmiştir. Fakat ikinci emir ulaşana kadar görev verilen ulaklar paşayı idam etmişlerdi. Kesilip gömülen başının üzerine seng-i ibret (ibret taşı) konuldu.</p>
<p>Osmanlının bu hezimeti Avrupa&#8217;da büyük sevinçle karşılandı. Artık Osmanlıların yenilmez olmadıklarını gören Avrupa, karşı hücuma kalkmaya başladı. Psikolojik savaş olarak ta Osmanlı üzerinde büyük bir kayıp, Avrupalılarda ise büyük bir kazanç olarak değerlendirildi. Bu savaş sonucunda Osmanlının gerileme devrine girdiği kabul edilmektedir.</p>
<p>Kuşatma sonrası kurulan Kutsal İttifak Osmanlı – Haçlı savaşlarına neden oldu.</p>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/ii-viyana-kusatmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selahattin Eyyubi Ve Haçlı Seferleri</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/selahattin-eyyubi-ve-hacli-seferleri.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/selahattin-eyyubi-ve-hacli-seferleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 19:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[antakya prensliği]]></category>
		<category><![CDATA[eyyubiler]]></category>
		<category><![CDATA[fatimiler]]></category>
		<category><![CDATA[haçlılar]]></category>
		<category><![CDATA[hittin savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[memlukler]]></category>
		<category><![CDATA[selahattin eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[yafa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[1171’de Fatimi egemenliğine son veren Selahaddin Eyyubi, Mısır'da hutbeyi Abbasi halifesi adına okutmuş ve Mısır’da Sünniliği yeniden başlatmıştır.1174 yılında kendi adına hutbe okuttu ve devletin başına geçti. İlk icraat olarak Zengileri kendi topraklarına kattı Suriye, Filistin, Hicaz, Ürdün, Yemen, ve Güneydoğu Anadolu’yu hakimiyeti altına aldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="1171" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/1171"></a>1171’de Fatimi egemenliğine son veren Selahaddin Eyyubi, Mısır&#8217;da hutbeyi Abbasi halifesi adına okutmuş ve Mısır’da Sünniliği yeniden başlatmıştır.1174 yılında kendi adına hutbe okuttu ve devletin başına geçti. İlk icraat olarak Zengileri kendi topraklarına kattı Suriye, Filistin, Hicaz, Ürdün, Yemen, ve Güneydoğu Anadolu’yu hakimiyeti altına aldı.</p>
<p>1187 senesinde Haçlıları Hittin Savaşında ağır mağlubiyete uğrattı; Kudüs&#8217;ü Haçlı egemenliğinden kurtaran orduyu bizzat komuta etmiştir. 1188 senesinde Selahaddin  Antakya Prensliği&#8217;ne karşı sefere çıkmış, ve bu bölgede birçok kaleyi ele geçirmiştir.<span id="more-105"></span></p>
<p>1189 senesi başlarında III. Haçlı seferi başlamıştı. Bu harekata daha önce Hittin Savaşına katılan Haçlılardan başka İngiliz, Fransız, Alman ve Sicilya’nın içinde olduğu devletlerin oluşturduğu donanmaları ve kara kuvvetleri haçlılara katıldılar. Selahaddin bütün Müslümanlardan yardım istedi fakat çok azı bu yardıma cevap verdi. Artık her iki tarafın askerleri de savaşın bitmesini istiyorlardı. Bunun üzerine anlaşmaya karar verildi.1 Eylül 1192 tarihinden geçerli olmak üzere 3 yıl 8 ay karada ve denizde geçerli olacak bir anlaşma imzalandı.</p>
<p>Bu anlaşma ile Yafa ile Sur arasındaki dar sahil şeridi. Haçlılar&#8217;ın elinde kalıyor, diğer fethedilen yerler Müslümanların oluyordu. Bu zaman zarfında Ortadoğu&#8217;daki Haçlı varlığının belini kırmış, onu asla eski gücüne kavuşamayacağı hale getirmişti. Sultan Selahattin  4 Mart 1193 günü Şam&#8217;da öldü. Ölümü üzerine dört oğlu kendi aralarında mücadeleye başladı.</p>
<p>Oğulları arasındaki mücadele Mısır&#8217;da isyan çıkmasına neden oldu.Abbasi Halifesi&#8217;nin yardım amaçlı gönderdiği Memluk askerleri yönetimi ele geçirdi. Bundan sonra İslam Dünyası&#8217;nda Memlukler hakim olmaya başladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/selahattin-eyyubi-ve-hacli-seferleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fransız İhtilali Ve Sonuçları</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/fransiz-ihtilali-ve-sonuclari.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/fransiz-ihtilali-ve-sonuclari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2009 18:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[burjuva]]></category>
		<category><![CDATA[fransa]]></category>
		<category><![CDATA[fransız ihtilali]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[napolyon]]></category>
		<category><![CDATA[yedi yıl savaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=101</guid>
		<description><![CDATA[Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 yılında,Yedi Yıl Savaşları sonucunda imza edilen Paris Antlaşması ile İngiltere’ye bırakmak zorunda kalmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali külfetini, yeni vergilerle kolonilerden karşılamaya kalkınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yapmıştır. 1774 senesinde 13 koloni'nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Hareketi 1776 yılında özgürlük ilanıyla sürmüştü. Fransa ise bu çatışmalara büyük boyutlarda mali destek vererek dolaylı olarak destek oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa, Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 yılında,Yedi Yıl Savaşları sonucunda imza edilen Paris Antlaşması ile İngiltere’ye bırakmak zorunda kalmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali külfetini, yeni vergilerle kolonilerden karşılamaya kalkınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yapmıştır. 1774 senesinde 13 koloni&#8217;nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Hareketi 1776 yılında özgürlük ilanıyla sürmüştü. Fransa ise bu çatışmalara büyük boyutlarda mali destek vererek dolaylı olarak destek oldu.<span id="more-101"></span></p>
<p>Bu harp harcamaları ve giderek artan saray giderleri dolayısıyla Fransız monarşisi de mali yönden bitmişti.1789 yılında XVI. Louis, soyluları toplayıp toprak mülkiyeti üzerinden vergi alınmasını istediğinde; soylular, meclisin toplanmasını istediler.1614 yılından beri toplanmamış olan meclis, soylular, din adamları ve halktan seçilen üç gruptan oluşuyordu.</p>
<p>Bir gün köylüler kraliçeyle görüşmek istemişler. Kraliçe, aralarından birini seçip gelmesine izin vermiştir. Görüşme sırasında; köylü hiç ekmek bulamadıklarını söyleyince, Kraliçe &#8216;Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler.&#8217;demiştir. Kraliçenin bu sözü köylüleri iyice kızdırmış, ve hırslandırmıştı. Meclisin toplanması, toplumsal yapıdaki ikilemlerin de ortaya çıkmasına neden oldu. Bir yanda soyluların ve din adamlarının imtiyazlı durumu, diğer yanda da burjuva ve halk temsilcilerin arasında mecliste önemli sorunlar ortaya çıkmasıdır.</p>
<p>18. yüzyılın başlarından beri Fransa dış ticaretinin iyi seviyelere gelmesi, varlıklı bir burjuva sınıfı oluşturmuştu. Bu sınıflar, sahip oldukları ekonomik güce karşılık gelecek bir siyasi güç istiyorlardı. Feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyoekonomik sınırlamaların bitirilmesinden yanaydılar. Meclisin toplanmasıyla orta sınıftan halk, özellikle varlıklı sınıflar, monarşiye karşı savaş ilan ettiler. Bir anayasayla monarşinin yetkilerinin sınırlandırılmasını, iç gümrük duvarlarının kaldırılarak iç ticaretin serbestleştirilmesi, vergilerin yeniden düzenlenmesi ve yönetimde daha fazla hak elde etme talebinde bulundular.</p>
<p>Kuşkusuz bu talepleri XVI. Louis kabul etmedi. Orta sınıf, peşine diğer halktan unsurları da katarak 14 Temmuz 1789 günü Bastille hapishanesine baskın yaptı. Hapishane ele geçirilip hükümlüler serbest bırakıldı. Fransız Devrimi 1789-1815 yılları arasında beş farklı dönem yaşayarak devam etti.</p>
<p>Fransız İhtilalinin Sonuçları</p>
<ul>
<li>Yıkılmaz      diye düşünülen, hatta egemenlik hakkını Tanrı&#8217;dan aldığı iddia edilen      mutlak krallıkların yıkılabileceği ortaya çıktı.</li>
<li>İlkel      şekli Yunan şehir devletlerinde, gelişmiş şekli İngiltere ve ABD&#8217;de      görülen demokrasi, Avrupa Kıtasında gelişmeye başladı ve Batı      medeniyetinin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi.</li>
<li>Egemenliğin      halka ait olduğu kabul edildi.</li>
<li>Milliyetçilik      ilkesi, politik bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin      dağılmasında etkili oldu.</li>
<li>Eşitlik,      Özgürlük ve Adalet unsurları yaygınlaşmaya başladı.</li>
<li>Şahsi      güçlere, zekâya ve girişim yeteneğine ortam hazırladı.</li>
<li>Fransız      İhtilâli, sonuçları bakımından evrensel olduğundan Yeniçağ&#8217;ın sonu,      Yakınçağ’ın başlangıcı kabul edildi.</li>
<li>Dağınık      halde bulunan milletler, siyasi birliklerini kurmaya başladılar.</li>
<li>İnsan      Hakları Bildirisi, Fransızlar tarafından dünya çapında bir bildiriye      dönüştürüldü.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/fransiz-ihtilali-ve-sonuclari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cahar Dudayev</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/cahar-dudayev.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/cahar-dudayev.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 21:11:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cahar dudayev]]></category>
		<category><![CDATA[çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[estonya]]></category>
		<category><![CDATA[gorbaçov]]></category>
		<category><![CDATA[rusya]]></category>
		<category><![CDATA[sibirya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Çeçenistan'ı bağımsızlığa ulaştıran Cahar Dudayev, Çeçenistan'ın Yalho köyünde dünya’ya geldi. 23 Şubat 1944'te Sibirya'ya sürüldüğünde henüz, ospironka pijaronka annesinin kucağında, 15 günlük bir bebekti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çeçenistan&#8217;ı bağımsızlığa ulaştıran Cahar Dudayev, Çeçenistan&#8217;ın Yalho köyünde dünya’ya geldi. 23 Şubat 1944&#8242;te Sibirya&#8217;ya sürüldüğünde henüz, ospironka pijaronka annesinin kucağında, 15 günlük bir bebekti.</p>
<p>Çocukluk dönemleri Sibirya bozkırlarında çok zor koşullar altında geçti. İlköğrenimini Sibriya&#8217;da tamamladı.1962 senesinde Tambov Askeri Pilot Yüksek Okulu&#8217;ndan, 1966 senesinde da &#8220;Uzak Mesafe Uçakları Pilot ve Mühendis Yetiştirme Yüksek Okulu&#8221;&#8216;ndan mezun oldu. 1974 yılında Gagarin Hava Harp Akademisi&#8217;ni de bitiren Dudayev, 1. Sınıf pilot ve mühendis sanını kazandı. SSCB hükümeti tarafından kendisine 12 madalya verildi. Tümgeneralliğe yükseldi. Sovyet tarihinde stratejik hava kuvvetleri&#8217;nde tümen komutanı olmayı başaran ilk müslüman olarak adından sözettirdi.<span id="more-99"></span></p>
<p>1989&#8242;da Estonya&#8217;da stratejik hava kuvvetleri filoları komutanlığında görev yaparken Baltık Ülkeleri&#8217;nde başlayan özgürlük hareketlerinin kuvvet kullanılarak sona erdirilmesi için Moskova&#8217;dan emir aldı. Ancak bu emri yerine getirmedi ve adı asi generale çıktı. Moskova bu itaatsizliği hazmedemedi ve Dudayev, ceza olarak askeri birliği ile birlikte Grozni&#8217;ye sürgüne gönderildi. 1990 yılının Mayıs ayında görevinden istifa etti. Rusya bu &#8220;isyancı&#8221; komutanın önderlik edeceği birçok olaya şahit olacaktı.</p>
<p>Kasım 1990’da toplanan Çeçen Halkının Kurultayı&#8217;na davet edildi ve sonradan &#8220;Çeçen Milli Kongresi&#8221; adını alan bu halk meclisinin icra kurulu başkanlığına seçildi.</p>
<p>19-21 Ağustos 1991&#8242;de Gorbaçov’a karşı konulan başarısız darbe teşebbüsü sırasında darbecilerin karşısında yer aldı. Sonrasında, darbecilerle işbirliği yapan Çeçen-İnguş Cumhuriyeti Hükümeti&#8217;ni düşürmek için başlatılan halk kuvvetinin başına geçti. Demokratik güçler, aydınlar ve tüm Çeçen halkı kendisini destek oldu. 27 Ekim 1991&#8242;de yapılan seçimlerde % 85 oranında oy alarak Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı&#8217;na seçildi.</p>
<p>Cahar Dudayev, Rusya&#8217;nın 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan&#8217;a karşı başlattığı askeri harekete karşı milletine &#8220;Cihad&#8221; emrini verdi. Böylelikle Çeçenistan karşı saldırıları hız kazandı. Dudayev&#8217;in liderliğindeki Çeçen halkı, iki yıla yakın bir süre devam eden bağımsızlık mücadelesi verdi.</p>
<p><strong>Cevher Dudayev&#8217;in Türkler Hakkında Düşünceleri</strong></p>
<p><strong><em>&#8221;Türkiye hem Türk dünyasının, hem de İslâm aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslâm aleminin, hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir.&#8221;</em></strong><br />
Türkleri çok seviyorum. Tarih boyunca kahramanlıklarıyla, cesaret ve atılganlıklarıyla kendilerini kabul ettirmişlerdir. Milli ve manevi değerlerine bağlıdırlar. Dostluklarına güvenilir, düşmanlıklarından korkulur&#8230;<br />
Tarih boyunca İslâm alemi Türklerden faydalanmıştır. Türkler güçlü oldukça İslâm alemi rahat ve huzur içinde olmuştur; zayıfladıkça, İslâm alemi ezilmiş ve horlanmıştır. Türkler İslâm&#8217;ın koruyucu gücü olmuşlardır.<br />
ancak ne yazık ki, bazı İslâm ülkeleri, emperyalist güçlerin oyununa gelerek Türklere ihanet etmişlerdir. Türklere ihanet ederek arkadan vuranlar belasını bulmuştur. Bugün bazı İslâm ülkelerindeki çıkmazlar ve sıkıntılar, bu tarihi hatanın bedelidir.<br />
Şimdi gururla söylemek istiyorum ki, çeçenler tarih boyunca Türklere bağlı kalmışlar ve tarihin hiçbir döneminde ihanet etmemişlerdir.<br />
Bugün ise, Türkiye&#8217;yi yönetenler o yüce değerlerden çok uzaklar. Halbuki Türk milleti, maddi ve manevi değerlerine bağlı olduğu sürece yücelmiş ve yükselmiştir. ve dünya tarihinin akışına yön vermişlerdir. O yüce değerlerden ayrıldıkça küçülmüşler ve sıkıntılara düşmüşlerdir. Unutulmasın ki, Türkiye hem Türk dünyasının, hem de İslâm aleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslâm aleminin, hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/cahar-dudayev.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Post Modern Darbe 28 Şubat</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/post-modern-darbe-28-subat.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/post-modern-darbe-28-subat.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 21:31:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[28 şubat]]></category>
		<category><![CDATA[anap]]></category>
		<category><![CDATA[çevik pir]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[dtp]]></category>
		<category><![CDATA[dyp]]></category>
		<category><![CDATA[genelkurmay]]></category>
		<category><![CDATA[ismail hakkı karadayı]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul büyükşehir belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[mesut yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[milli güvenlik kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[mit]]></category>
		<category><![CDATA[necmettin erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyip erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[refah partisi]]></category>
		<category><![CDATA[sivil muhtıra]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman demirel]]></category>
		<category><![CDATA[tansu çiller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül darbesinin ardından ortaya çıkan politikanın etkisiyle 1980 ve 1990’lı yıllarda radikal sağcı oluşumlar kuvvetlenmiş ve bunun sonucu olarak Refah Partisi 1995'teki genel seçimlerinde politikada söz sahibi konuma gelmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül darbesinin ardından ortaya çıkan politikanın etkisiyle 1980 ve 1990’lı yıllarda radikal sağcı oluşumlar kuvvetlenmiş ve bunun sonucu olarak Refah Partisi 1995&#8242;teki genel seçimlerinde politikada söz sahibi konuma gelmiştir. 1996 yılında, seçimlerinin ardından kurulan DYP-ANAP hükümetinin kısa sürede bocalamış ve dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM&#8217;de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile DYP arasında kurulan 54. koalisyon hükümeti, 8 Temmuz 1996&#8242;da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.</p>
<p>28 Şubat 1997 Cuma günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı&#8217;nda radikal dinci faaliyetlere ilişkin bir MİT raporu ele alınmıştır. Bu rapordan yola çıkarak alınan kararlar için<span id="more-96"></span> bir çeşit &#8220;<em>sivil muhtıra</em>&#8221; yorumları yapıldı. Türk politika tarihine 28 Şubat kararları olarak geçen kararlar Türk siyasi tarihinde önemli gelişmelere neden olmuştur.</p>
<p>Hükümet başkanı ve Başbakan Necmettin Erbakan&#8217;ın &#8216;havada yakıt ikmali&#8217; olarak açıkladığı başbakanlık görevini hükümetin diğer ortağı DYP genel başkanı Tansu Çiller&#8217;e vermek amacıyla 18 Haziran 1997&#8242;de istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&#8217;e sundu. Fakat Demirel, hükümet ortaklarının arasındaki anlaşma Protokolünü dikkate almayarak hükümeti kurma görevini ANAP genel başkanı Mesut Yılmaz&#8217;a verdi.12 Temmuz&#8217;da Mesut Yılmaz başkanlığında ANAP-DSP-DTP arasında kurulan55. Hükümet, TBMM&#8217;den güvenoyu aldı.</p>
<p>Milli Güvenlik Kurulunun 28 Şubat kararlarının ardından özellikle 18 Nisan 1999 seçimlerine kadar süren zamanda 14 Ağustos 1997&#8242;de 8 yıllık kesintisiz eğitim kanunu TBMM’de kabul edildi. Bu kanunla İmam Hatip Liseleri ve Meslek Liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı.</p>
<p>1998 Kasım ayında eski Refah Parti&#8217;li İstanbul Büyükşehir belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın belediye başkanlığı sona erdirildi.</p>
<p>28 Şubat süreci sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri içinde dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı yerine iki ismin ; dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Pir ile Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak&#8217;ın adları daha çok ön plana çıktı. 2001 yılında bir televizyon programına katılan döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, 28 Şubat süreci&#8217;ni &#8220;<em>post-modern bir darbe</em>&#8221; olarak tanımlayan bazı yazarları haklı bulduğunu söylemiştir. Türk Demokrasi tarihin karanlık ve kötü sayfalarından biri olma özelliğini taşıyan sürecin yaraları halen devam etmekte, ve insanların inançlarını ve duygularını engelleyici eylemler sürmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/post-modern-darbe-28-subat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardak Krizi</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/kardak-krizi.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/kardak-krizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 11:05:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yakın Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bill cilinton]]></category>
		<category><![CDATA[kardak krizi]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<category><![CDATA[sas komandosu]]></category>
		<category><![CDATA[sat komandosu]]></category>
		<category><![CDATA[tansu çiller]]></category>
		<category><![CDATA[yunansitan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Kardak Krizi Ocak 1996'da Yunanistan ile Türkiye arasında Türk bandıralı bir geminin Kardak Kayalıkları'nda karaya oturması sonucu Türk ve Yunan kuvvetleri arasında anlaşmazlık oluşunca ortaya çıkan sorundur, ve bu iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kardak Krizi</strong> Ocak 1996&#8242;da Yunanistan ile Türkiye arasında Türk bandıralı bir geminin Kardak Kayalıkları&#8217;nda karaya oturması sonucu Türk ve Yunan kuvvetleri arasında anlaşmazlık oluşunca ortaya çıkan sorundur, ve bu iki ülke savaşın eşiğine gelmiştir.<br />
<strong>Figen Akat</strong> adlı Türk gemisi 25 Aralık 1995’de Ege Denizinde Kardak Kayalıkları&#8217;nda karaya oturdu. Bu gelişmeden sonra Yunanistan, deniz kazasının kendi karasularının içinde olduğunu açıkladı.<br />
<span id="more-94"></span>Türkiye ise, sözü geçen adaların kendisine ait olduğunu belirtti.</p>
<p>Yunanlılar, bir süre sonra doğudaki adacığa asker çıkarıp, bayrak dikti. Bunun üzerine iki ülkenin deniz kuvvetleri, adanın çevresinde savaş pozisyonu aldı<br />
Dönemin Türkiye başbakanı Tansu Çiller, <strong>&#8220;Ya o bayrak oradan inecek, ya da o asker oradan gidecek!&#8221;</strong> diyerek Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin savaşa hazır olduğunu belirtti ve 30 Ocak 1996 gecesi adaya asker çıkarılmasını istedi. Türk SAT ve SAS Komandoları Doğu Kardak’ı kuşatmış olan Yunan donanmasının arasından geçerek hemen yandaki ikinci adaya (Batı Kardak) gece harekatı ile çıkıp Müthiş bir operasyonla Türk bayrağını diktiler. Bu operasyonu yunan kuvvetleri ancak 4 saat sonra fark edebildi. Daha sonra Bill Cilinton&#8217;un telefonu ve Amerikan delegesi Richard Holbooke ile NATO Genel Sekreteri Javier Solana’nın girişimleriyle tansiyon düşürülmüş ve kriz öncesi duruma dönülmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/kardak-krizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I. Kosova Meydan Muharebesi</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/i-kosova-meydan-muhaberesi.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/i-kosova-meydan-muhaberesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 12:38:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[çandarlı ali paşa]]></category>
		<category><![CDATA[I. murad]]></category>
		<category><![CDATA[kosova meydan muhaberesi]]></category>
		<category><![CDATA[sırp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=89</guid>
		<description><![CDATA[I. Kosova Savaşı veya Birinci Kosova Meydan Muharebesi  Haziran 1389  Sultan I.Murad önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Sırp kumandanı Lazar önderliğindeki bir Balkan ordusu arasında yapılmış bir muharebedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. Kosova Savaşı</strong> veya <strong>Birinci Kosova Meydan Muharebesi</strong> Haziran 1389  Sultan I.Murad önderliğindeki Osmanlı ordusu ile Sırp kumandanı Lazar önderliğindeki bir Balkan ordusu arasında yapılmış bir muharebedir.</p>
<p>Osmanlılar&#8217;ın Balkanlar&#8217;daki ilerlemeleri ve Sofya, Niş, Manastır gibi önemli yerleri ele geçirmeleri Haçlı Seferi&#8217;nin düzenlenmesine sebep olmuştu.<span id="more-89"></span> Vezir Çandarlı Ali Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, önce Bulgarları etkisiz hale getirdi. Osmanlı Ordusu ilerlerken Kosova&#8217;da Haçlılar ile karşılaştı.Haçlı ordusu Sultan Murad&#8217;ın okçu piyadeleri ile Sırp atlı süvarileri arasında ki muharebede, Sırp öncü süvarilerinin önce oklanarak kendilerinin ya da atlarının vurulması ile başlamış, daha sonra Osmanlı Piyadelerinin kılıçlarını çekerek bozulan Sırpları gün batımına kadar süren bir meydan muharebesinden sonra bölgede tarih sayfalarından silerek yüzyıllar sürecek olan Osmanlı Hakimiyetini yerleştirmiştir. Savaş bazı kaynaklarca iddia edildiği gibi top kullanılarak kazanılmamıştır. Çünkü o tarihlerde Osmanlı Devletinde kurulmuş bir topçu ocağı bulunmuyordu.</p>
<p>İki tarafın da büyük kayıp verdiği bu muharebe sonrasında I. Murat &#8220;Allah bana bir daha böyle zafer göstermesin&#8221; demiştir.</p>
<p>Savaş sonunda bir Sırp soylusu Sultanın elini öpüp müslüman olmak istediğini belirterek I. Murat&#8217;a yaklaşmış ve onu ani bir hamleyle hançerleyerek şehit etmiştir. Şehadetinden sonra hüdavendigar lakabının verildiği sultanın iç organları orada gömülmüş, geriye kalan naaşı Bursa&#8217;ya götürülerek orada defnedilmiştir. Bunun da etkisiyle I. Kosova Savaşı tarihte Sırp milliyetçiliğinin ilk yeşerdiği ve bugün Sırpların çok önem verdiği bir muharebedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/i-kosova-meydan-muhaberesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fatih Sultan Mehmed Han</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/fatih-sultan-mehmed-han.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/fatih-sultan-mehmed-han.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 07:17:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali kuşcu]]></category>
		<category><![CDATA[amasra]]></category>
		<category><![CDATA[ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[eyyub el ensari]]></category>
		<category><![CDATA[fatih sultan mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul'un fethi]]></category>
		<category><![CDATA[top]]></category>
		<category><![CDATA[venedikliler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed Han, uzun boylu, dolgun yanaklı, kırmızı, beyaz tenli, kıvrık burunlu, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemasından birisi idi. Yedi tane yabancı dil bilirdi.  Alim, Şair ve sanatkarları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı. Gayet soğukkanlı ve cesurdu. eşsiz bir kumandan ve idareciydi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiç birşey bellietmezdi. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih Sultan Mehmed Han, uzun boylu, dolgun yanaklı, kırmızı, beyaz tenli, kıvrık burunlu, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemasından birisi idi. Yedi tane yabancı dil bilirdi.  Alim, Şair ve sanatkarları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı. Gayet soğukkanlı ve cesurdu. eşsiz bir kumandan ve idareciydi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiç birşey bellietmezdi.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed&#8217;in ömrü seferlerle geçti. Yıkılmaz diye bilinen Bizans&#8217;ı fethetti. İstanbul&#8217;u aldı.</p>
<p>Ayasofya kilisesini camiye çevirdi. Kıyamete kadar cami olarak kalmasını istediği bu eşsiz mabed için ,mükemmel bir vakfiye yazdırttı. (Başvekalet Arşivi Tapu Defterleri No: 20, 27, 167, 251) 1127 sene kilise, 481 sene de cami olarak kullanılan Ayasofya, 1934&#8242;de müze haline getirildi.<span id="more-81"></span></p>
<p>Sultan Fatih, Enez&#8217;i, Galata ve Kefe&#8217;yi Osmanlı topraklarına kazandırdı. Limni, Ìmroz, Semendirek, Taçoz, Bozcaada ve Bosdan&#8217;ı aldı. Belgradı muhasara ettigi zaman çarpışmaya bizzat katıldı. Alnından ve dizinden ciddi şekilde yaralandı. 1458&#8242;de Mora&#8217;yı kısmen, bir sene sonra da Sırbistan&#8217;ı tamamen aldı. 1461&#8242;de Amasra&#8217;yı ve Ísfendiyar Oğulları Beyliğini Osmanlı topraklarına dahil etti. Trabzon Rum İmparatorluğunu ortadan kaldırdı. 1462&#8242;de Romanya, Yayçe ve Midilli&#8217;yi aldı. 1463 senesinde Papa&#8217;nın büyük gayretleri ile toplanan ve savaşa katılan herkesin altı aylık günahının affolunacağı ilan edilen 20 devletin katıldığı bir haçlı ittifaki ile 16 sene savastı. 1463&#8242;de Bosna&#8217;yı fethetti ve Hersek&#8217;i de tabiiyeti altina aldı. 1466&#8242;da Konya ve Karaman&#8217;ı aldı. Arnavutluğu tamamen Osmanlı topraklanna kattı. 1470&#8242;de Ağrıboz&#8217;u aldı. Uzun Hasan&#8217;ı Otlukbeli savaşında kesinlikle yendi. Zafer Şükranesi olarak kırkbin esiri salıvererek, hürriyetlerine kavuşturdu. 1476&#8242;da Boğdan&#8217;ı Osmanı topraklarına kattı. Otuz sene içinde tam yirmibeş seferi bizzat kendisi idare etti. 900.000 bin kilometrekare olan topraklarını 2.214.000 kilometrekareye çıkardı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarafindan tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadı. Venedikliler, bu büyük hükümdarı, aslen bir yahudi olan Maesto Jakopo isimli bir doktor vasıtasıyla zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger&#8217;e göre bu suikastçi doktor, Yakup Paşa ünvanı ile sarayın doktorları arasında bulunuyordu.<br />
1481 Mayısının üçüncü günü yine bir sefere çıkmışken, Gebze&#8217;de ordugahında Perşembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakanın ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarını çaldırtarak sevinç ayinleri yaptırdı. Sultan Fatih 49 sene bir ay beş gün yaşadı. İki imparatorluk, dört krallık ve onbir prenslik yıkan büyük hükümdarın cenaze namazını Fatih Camiinde Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi Hazretleri kıldırdı. Türbesi Fatih Camii yanındadır.</p>
<p>Sultan Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmış olduğu büyük hizmetlerle, dünyanın en büyük hükümdarlarından birisi olduğunu kanıtlamıştır. İstanbul gibi, cihanin bir incisi olan, bu muhteşem şehiri Türk Milletine kazandırmıştır. Yapmış olduğu çalışmalar ile, memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçekleştirmiştir. Bugünün üniversitesi olan (Fatih Külliyesi)ni 1470 senesinde tamamlamış, İstanbul&#8217;u fethettiği zaman 8 tane kiliseyi camiye çevirmiş, etrafindaki papaz odalarını da medrese yapmıştır. Ayrıca bir çok Anadolu kasabasında da medreseler yaptırmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/fatih-sultan-mehmed-han.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan II. Abdülhamid</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/sultan-ii-abdulhamid.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/sultan-ii-abdulhamid.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 15:50:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[İz Bırakanlar]]></category>
		<category><![CDATA[sultan II. abdülhamid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=79</guid>
		<description><![CDATA[Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı Padişahları arasında en uzun süre tahtta kalanlardan biridir; Osmanlı Devleti’ni yakından ilgilendiren çok önemli olayların saltanatında meydana geldiği nadir padişahlardandır ve en önemlisi de hakkında en çok eser bulunan bir devlet adamıdır. Bir iki sayfada onun şahsiyetini ve devrindeki olayları özetlemek mümkün değildir. Bu sebeple sadece bazı olayların ana hatlarını vermeye çalışacağız.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı Padişahları arasında en uzun süre tahtta kalanlardan biridir; Osmanlı Devleti’ni yakından ilgilendiren çok önemli olayların saltanatında meydana geldiği nadir padişahlardandır ve en önemlisi de hakkında en çok eser bulunan bir devlet adamıdır. Bir iki sayfada onun şahsiyetini ve devrindeki olayları özetlemek mümkün değildir. Bu sebeple sadece bazı olayların ana hatlarını vermeye çalışacağız.</p>
<p>II. Abdülhamid, I. Abdülmecid’in 4. Kadınefendisi olan Çerkez asıllı Tir-i Müjgan Kadınefendi’den Çırağan Sarayında Eylül 1842 yılında dünyaya gelen oğludur. 10 yaşında annesini kaybeden Abdülhamid, manevi annesi Başikbal Perestu Hanımefendi’nin terbiyesi altında büyümüştür. 28 yıl II. Abdülhamid’in valide sultanlığını ifa etmiştir. <span id="more-79"></span>Milletin Sultan Hamid dediği II. Sultân Abdülhamid, şehzadeliğinin ilk günlerinde musiki dersleri almış; 1850’den itibaren devrinin alimlerinden hat, Arapça, Farsça, Osmanlı Edebiyâtı ve diğer İslami İlimleri ders almıştır. Özellikle hadisden Buhari okuyan Abdülhamid, devrin Maarif Bakanından politika ve iktisad, Vak’anüvis Lütfi Efendi’den Osmanlı Tarihi derslerini dinlemiştir. Kendinden önceki padişahlardan farklı olarak, Şazelî tarikatına intisap eden Abdülhamid, 1879’dan itibaren Kadiri tarikatının derslerini almaya başlamış ve ömrünün sonlarına doğru Nakşibendi tarikatına da intisap eylemiştir. Bu bir kaç satırlık bilgiden anlaşılacağı üzere, Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatını tam bir İslam alimi ve siyaset ve devlet adamı olmaya vermiştir. Amcası Abdülaziz zamanında ziyaretlerde ve seyahatlerde bulunan Abdülhamid, Fransız İmparatoriçesi, Avusturya Kralı, Prusya Veliahdı, Galler Prensi, Fransa Prensi, Şeyh Şamil ve Emir Abdülkadir gibi, batılı ve doğulu devlet adamlarıyla tanışmış ve onlardan istifade etmesini bilmiştir. Babasının tabiriyle kuşkulu ve sükutî oğul olan Abdülhamid, kurulduğu yıl Yeni Osmanlılar Cemiyetine girmiş ve ancak gayelerinin bozuk olduğunu anlayınca ayrılmıştır. Hayat tarzı itibariyle Sultan Abdülaziz’e benzeyen, şarklı, tam bir Müslüman, tam bir Osmanlı ve tam bir Müslüman Türk olan Abdülhamid Han, takva ve dindarlığı sebebiyle halk arasında veliyyullah olarak bilinmiştir. Dedesi II. Mahmud’a ve Reşid Paşa’ya hayran olduğu ifade edilen II. Abdülhamid, babası I. Abdülmecid ile ağabeyi Murad’ın alafranga hayatının devlete ve millete zarar verdiğine inanıyordu. 31 Ağustos 1876’da, akıl hastası olan V. Murad’ın yerine, Midhat Paşa ve Mütercim Rüşdü Paşa’yı ikna ederek Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamid, dış ve iç düşmanların bütün gayretlerine rağmen, 27 Nisan 1909 yılına kadar Osmanlı tahtında oturmayı başarmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/sultan-ii-abdulhamid.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karamanoğlu Mehmet Bey ve Türkçe Dil İlanı</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/karamanoglu-mehmet-bey-ve-turkce-dil-ilani.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/karamanoglu-mehmet-bey-ve-turkce-dil-ilani.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 12:58:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[karamanoğlu mehmet bey]]></category>
		<category><![CDATA[moğol]]></category>
		<category><![CDATA[resmi dil]]></category>
		<category><![CDATA[selçuklular]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Karamanoğlu Mehmet Bey Karamanoğulları'nın ikinci beyi Kerimüd-din Karaman’ın oğludur. Doğum tarihi belli olmayıp ölümü 1280’dir. Mehmet Bey askerî ve idarî yönden bilgili bir devlet adamı idi. Bilim adamlarını etrafına toplayıp onlara büyük önem vermiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong><strong>Karamanoğlu Mehmet Bey</strong> Karamanoğulları&#8217;nın ikinci beyi Kerimüd-din Karaman’ın oğludur. Doğum tarihi belli olmayıp ölümü 1280’dir. Mehmet Bey askerî ve idarî yönden bilgili bir devlet adamı idi. Bilim adamlarını etrafına toplayıp onlara büyük önem vermiştir.</p>
<p>XIII. yüzyıl ortalarında Selçuklular, genellikle edebi dil olarak Farsça&#8217;yı, devlet işlerinde Arapça&#8217;yı kullanırlardı. Halk ise öz dilleri olan Türkçe&#8217;yi kullanıyordu. Mehmet Bey millet olarak birlikte yaşamanın ilk şartı olan dil birliğinin sağlanmasının gerekliliğine inanıyordu.<span id="more-77"></span> Bu birliği gerçekleştirmek için Toroslar üzerinde yaşayan bütün Türkmen boylarını çevresinde toplayarak bir ordu oluşturdu.<!--more--></p>
<p>Üzerine gönderilen Selçuklu ve Moğol kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğratarak Konya’ya girdi. Burada yaşayan Selçuklu Türkleri, Karamanoğulları ile birlik oldular.</p>
<p>Kısa zamanda Konya vilayeti ve bazı çevre iller Karamanoğullarının hâkimiyeti altına girdi. Daha sonra Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus oğlu Gıyasettin Siyavuş’u başa geçiren Mehmet Bey’in kendisi de vezir oldu. İlk önceleri Moğol baskısına başarı ile karşı koymasına birçok kere galip gelmesine rağmen, daha sonraki çarpışmaların birinde iki kardeşi ile beraber şehit düşmüştür. İdareciliği sırasında Türkçeyi resmi dil olarak ilan eden fermanını vermiştir. Bu fermanda <strong>“Bugünden sonra divanda, dergâhta ve bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe&#8217;den başka dil kullanılmayacaktır.”</strong> diyerek siyasî ve askerî bir zafer değil aynı zamanda kültürel bir zafer kazanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/karamanoglu-mehmet-bey-ve-turkce-dil-ilani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanunname-i Al-i Osman</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/kanunname-i-al-i-osman.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/kanunname-i-al-i-osman.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 11:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[divan-ı hümayun]]></category>
		<category><![CDATA[kanun]]></category>
		<category><![CDATA[kardeş katli]]></category>
		<category><![CDATA[şer-i]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Kanunname-i Osmani veya Kanun-ı Kadim olarak da bilinmektedir. Osmanlı Devleti'nde cezalandırma, yönetim ve maliye alanlarında şer'i hukuka uygun olmak koşuluyla padişahın koyduğu yasadır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanunname-i Osmani veya Kanun-ı Kadim olarak da bilinmektedir. Osmanlı Devleti&#8217;nde cezalandırma, yönetim ve maliye alanlarında şer&#8217;i hukuka uygun olmak koşuluyla padişahın koyduğu yasadır.<span id="more-75"></span></p>
<p>Kanunları geniş bir şekilde inceleyen Osmanlı hukukçuları, kavanin-i şeriyeyle (dinsel yasalar) kavanin-i örfiyeyi (töresel yasalar) birbirinden ayırmışlardır.</p>
<p><!--more--> Kamu ve özel hukuku ilgilendiren töresel kaynaklı yasaların en önemli örnekleri Fatih Kanunamesi ve Sultan Süleyman Kanunnamesi&#8217;dir. Bu düzenlemeler hükümdarın mutlak töresel yetkilerinden kaynaklanan hükümleri içerdikleri için, yasayı çıkaran hükümdarın adıyla anılmıştır.</p>
<p>Fatih Kanunnamesi&#8217;nden sonra Sultan II. Bayezid döneminde (1481-1512) şer-i vergilendirme ilkeleri ile tımar işlemlerinin yasallaştırıldığı Kanunname-i Sultani Ber Muceb-i Örf-i Osmani adlı kapsamlı bir yasa derlemeleri yapıldı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise kanunname çalışmaları kapsamlı ve sistemli bir hale getirildi. Böylece Divan-ı Hümayun&#8217;un ve eyaletlerin yürürlükte olan sistemlerinde ayrıntılı düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemeler, Tımarlı sipahilerin hak ve sorumluluklarından pazar düzenine, kılık kıyafet zorunluluklarına kadar bir çok alandaki değişiklikleri kapsıyordu. Yeni fethedilen ülkeler ve bölgeler için de o bölgeye ait yeni kanunnameler hazırlanıyordu. Bölge kanunnameleri birbirinde oldukça farklıydı. Bu nedenle ükle içinde yer değiştiren yükümlü, yerleştiği yerin kanunnamesinin yükümlülüğüne girer, eski yükümlülüğünden kurtulurdu. Ayrıca Müslümanlar ve gayri müslimler için de kanunnamelerde farklı düzenlemeler vardı.</p>
<p>Kanunname-i Al-i Osman kanunnamesinde ki en dikkat çekici unsur, kardeş katlinin vacip olduğu kanundur. Bu kanuna göre Devletin bekası için Kardeş katli serbeststir. Osmanlı İmparatorluğunda mutlak irade ve devlet bekası çok önemli bir konudur.</p>
<p>17. yüzyılda Osmanlı Kanunnameleriyle ilgili ilk önemli çalışma Hazerfen Hüseyin Efendi tarafından hazırlanan Osmanlı kanunnamelerinin özet ve yorumlarının yer aldığı Telhisü&#8217;l-Beyan fi Kananin-i Al-i Osman&#8217;dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/kanunname-i-al-i-osman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı İmparatorluğu Duraklama Devri</title>
		<link>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugu-duraklama-devri.html</link>
		<comments>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugu-duraklama-devri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2009 11:10:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Erdem Keleş</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[avusturya]]></category>
		<category><![CDATA[duraklama]]></category>
		<category><![CDATA[ilmiye]]></category>
		<category><![CDATA[iran seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[ocak]]></category>
		<category><![CDATA[tımar sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[ulufe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erdemkeles.com/?p=73</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı'da duraklama devri Sokullu Mehmet Paşa'nın ölmesiyle başlamıştır. Deneyimsiz ve bilgisiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı&#8217;da duraklama devri Sokullu Mehmet Paşa&#8217;nın ölmesiyle başlamıştır. Deneyimsiz ve bilgisiz kişilerin tahta geçmesi ile merkezi yönetimin bozulması sonucu, devlet yönetiminde otoritenin sarsılması, halkın devlete olan güveninin azalmasına ve iç isyanların çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Yeniçeriler artık padişaha karşı gelmekteydi.<span id="more-73"></span> Yeniçerilerdeki &#8216;Ocak, devlet içindir.&#8217; anlayışı yerine &#8216;Devlet, ocak içindir.&#8217; anlayışı gelişmiştir.</p>
<p>Avusturya ve İran seferleri sonucu oluşan ekonomik sıkıntılar, tımar sisteminin bozulması ve nüfus artışının yarattığı sosyal hayattaki sıkıntılar ve çağın gerisinde kalınması ile eğitim alanındaki bozulmalar sonucu devlet duraklama dönemine girmiştir. Coğrafi keşiflerle ticaret yollarının önem kaybetmesi, sık padişah değişmeleriyle çok verilen cülus bahşisi ve yeniçerilerin artmasıyla verilen ulufe miktarının da artması Osmanlı ekonomisini yıpratmıştır.</p>
<p>Celali ayaklanmaları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirmiş, ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline geçmiştir. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar.Osmanlı toprak düzeninin belkemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma uğradı. Osmanlıda eğitim (ilmiye)nin bozulması da Osmanlıyı geriletmiştir. Avrupadaki gelişmeleri (Reform,Rönesans) Osmanlı&#8217;nın takip etmemesi Osmanlı için bir kötü sonuçlar doğurmuştur.</p>
<p><!--  NewPP limit report Preprocessor node count: 95/1000000 Post-expand include size: 4208/2048000 bytes Template argument size: 160/2048000 bytes Expensive parser function count: 0/500 --><!-- Saved in parser cache with key trwiki:pcache:idhash:850198-0!1!0!!tr!2 and timestamp 20091019074315 --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erdemkeles.com/osmanli-imparatorlugu-duraklama-devri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

